Ambalaj Atıkları Yönetimi

Ambalaj Atıkları Yönetimi


Özet

İstanbul’da günde yaklaşık 15000 ton kentsel atık oluşmaktadır. Yapılan karakterizasyon çalışmalarında ambalaj atıkları kentsel katı atık miktarının %20’lik kısmını oluşturmaktadır. Ayrıca kentsel atığın %2’si kadar ambalaj atığı kaynağında ayrı toplanmaktadır. Ambalaj atıklarının ayrı toplanan kısmı geri dönüşüm tesislerine gönderilirken karışık kentsel atığın içerisinde bulunan kısmın bir kısmı RDF tesislerinde kullanılmaktadır.

AB direktiflerine uygun olarak düzenlenen ambalaj atığı yönetmeliği kapsamında ambalaj atıklarının 2020 yılına kadar %60 oranında geri kazanım hedefi yer almaktadır. Verimli çalışan bir ambalaj atığı yönetim senaryosu, bu atıkların uygun şekilde toplanması, taşınması, uygulanacak olan geri dönüşüm proseslerini içeren bütünleşik bir sistem olmalıdır. Ambalaj atıkları yönetim sisteminin hem ekonomik hem çevresel olarak istenilen verimde olması için her bir basamaktaki süreçin etkin bir şekilde izlenmesi gerekmektedir.

Yapılan bu çalışmada İstanbul’daki katı atık yönetiminde uygulanan ambalaj atığı yönetim sistemi ele alınarak sistem verimini etkileyen faktörler belirlenmiştir. Çeşitli ülkelerde yürütülmekte olan verimli ambalaj atığı yönetim sistemleri incelenmiştir. Bu ülkelerdeki uygulamaların farklılıklarına, bu farklılıklara neden olan etkenlere ve getirdiği sonuçlara değinilmiştir. Mevcut sistemin iyileştirilmesi için öneriler sunulmuştur.


Giriş

Günümüzde atık yönetimi kavramları sürdürülebilir ve entegre kavramlarıyla birlikte anılmaktadır. Sürdürülebilir ve entegre atık yönetimi, geleceğin ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak mevcut kaynakların kullanımını ve yönetimini mümkün kılmaktadır (Öztürk, 2010). EPA tarafından entegre atık yönetimi stratejisinde uygulanacak olan bertaraf sistemleri öncelik sırasıyla; atık azaltma, maddesel geri dönüşüm (ambalaj atıkları, kompostlaştırma), enerji geri kazanımı, termal dönüşüm ve düzenli depolama sistemleri şeklinde belirtilmektedir (White v.d., 1999).

Entegre atık yönetimi oluşturulurken ulusal mevzuatlar ve politikalar göz önünde bulundurulmalıdır. Yönetim planı tüm atıkları, üretim kaynaklarını içerisinde barındırmalı, kompost, geri kazanım, biyogaz gibi girdilerden gelir elde edebilecek nitelik taşımalı ve atık miktarındaki artış ile teknolojilerdeki gelişmeler de göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Verimli bir atık yönetim sistemi belirlenen bu hedeflere yönelik olmalıdır.

Artan nüfusa bağlı hammadde kullanımı göz önünde bulundurulduğunda doğal kaynakların kullanımı oldukça önem kazanmaktadır. Hammadde kaynaklarının korunmasını ve atık oluşumunu azaltacak en verimli yöntem atık minimizasyonundan sonra atıklardan madde ve enerji geri kazanımıdır. Bu sistemler ile doğal kaynakların aşırı kullanımı sonucunda tükenmesi yavaşlatılabilir. Dolayısıyla geri kazanım sistemlerini tüm yaşam döngüsü içerisinde değerlendirirsek bu sistemlerin optimum şekilde uygulanması yetkililerin doğal kaynak yönetimini daha etkili şekilde gerçekleştirmesine imkan verecektir (Cruz v.d., 2012). Aynı zamanda geri kazanım, depolama ile bertaraf edilecek atık miktarını azalttığından mevcut depolama tesislerinin ömrünü uzatmaktadır.

Diğer taraftan atıkların bertaraflarında kullanılan metot CO2 emisyonları, küresel ısınma gibi çevreye etkileri bakımından değerlendirilerek insan ve çevre sağlığına en az etkisi olacak şekilde tercih edilmelidir. Örneğin Amerika’da 2011 yılında ortaya çıkan ambalaj atıklarının geri dönüşümü ile 159.1 milyon tonluk CO2 emisyonunun önüne geçilmiştir (EPA,2013).

AB uyum yasaları kapsamında ambalaj atıklarının uygun şekilde yönetimi de entegre atık yönetiminin önemli bir parçasıdır. Özellikle maddesel geri dönüşüm entegre atık yönetimi içerisinde en uygulanabilir ve en olumlu olan sistemdir. Geri dönüşüm sistemlerinde başarı toplama, taşıma gibi sistem basamaklarında çevresel verim elde etmenin yanında, geri dönüşüm atıklarıyla ilgili istikrarlı piyasa şartları oluşturmakla da yakından ilişkilidir. Bazı durumlarda geri dönüştürülmüş malzemeler çok düşük pazar değerine sahip olduğu için negatif etkiye sahip olabilmektedir (Cruz v.d., 2012). Dolayısıyla arz ve talep arasındaki dengeye dikkat edilmelidir (Öztürk, 2010).

Geri dönüşümün sürdürülebilir bir sistem olmasını sağlamak için etkin yönetim ve mevzuat desteğinin yanında geri dönüşüm hedefleri dinamik bir şekilde oluşturulmalıdır ve uygulanan sistemlerin maliyeti halk tarafından karşılanabilir olmalıdır.

Diğer taraftan uygulanan sistemlerin optimizasyonu ve tüm paydaşların mutabık kalarak en etkin sistemin uygulanması için bütüncül bir yaklaşım ile sisteme haritaları çıkarılmalıdır. Böylelikle ambalaj atıklarının doğru şekilde yönetilmesi bakımından alınacak kararlar için hızlı, kullanışlı ve sistemin tüm noktalarını kapsayan bir araca ihtiyaç duyulmaktadır (Morrissey, 2004). Bu çerçevede bu çalışma ile uygulanmakta olan mevcut ambalaj atıkları yönetim sistemi incelenmiş; ulusal mevzuatlar ve ülke şartları göz önünde bulundurularak optimum ambalaj atığı yönetim senaryosuna ulaşmak için izlenmesi gereken yollar belirtilmiştir. Aynı zamanda dünyada verimli ambalaj atıkları yönetim sistemlerinden örnekler incelenmiştir.


Ambalaj Atıkları Yönetiminde Mevcut Durum

Türkiye’de üretilen kentsel atıklar, uygun görülen bir alanda düzenli veya düzensiz olarak depolanabilmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) verilerine göre İstanbul’da kentsel atıkların ~ %93’lük kısmı düzenli depolama ile bertaraf edilmektedir. Bunun yanında atıkların kalan kısmı geri dönüşüm, geri kazanım, kompostlaştırma, atıktan türetilmiş yakıt (RDF) teknikleriyle değerlendirilmektedir. İstanbul’da uygulanmakta olan atık toplama ve bertaraf sistemlerinin genel yapısı şekil Şekil 1’de görülmektedir. (Karakaya, 2008)

Kentsel atık üretimi her geçen gün artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre atık üretimindeki artış hızı ülkelerin gelir seviyelerine bağlı olarak değişmektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmalara göre 2025 yılı için yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde ~ 1650 kg/kişi.yıl, orta gelir düzeyi için ~550 kg/kişi.yıl, düşük gelir düzeyi için ise 365 kg/kişi.yıl olarak tahmin edilmektedir (Twardowska v.d.,2004). Kentsel atığın ağırlıkça ~ %30’luk kısmını oluşturan ambalaj atıklarının da atık miktarındaki bu artış göz önünde bulundurularak verimli geri kazanım uygulamaları ile ekonomik değere dönüştürülmesi önem kazanmaktadır.

Ambalaj atıklarının geri kazanımı konusundaki çalışmalar ilk olarak 1991 yılında başlatılmıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan 01.01.2005 tarih ve 26562 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan "Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Kontrolü Yönetmeliği”nin yürürlüğe girmesinden sonra ambalaj atık yönetiminde üretici firma ve yerel yönetimler gerekli sorumluluğu yönetmelik kapsamında üstlenmişlerdir. Bunu takip eden süreçte kaynağında ayrı toplanan ambalaj atığı miktarında artış gözlenmiştir (Şekil 2).

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 24.08.2011 tarihinde yayımlanan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğinde, çevresel açıdan belirli özellikte ambalaj atıklarının üretilmesi, ambalaj atıklarının oluşumunun azaltılması oluşan kısmın ise geri dönüşüm veya geri kazanım yolu ile bertaraf edilecek miktarının azaltılması, ambalaj atıklarının belirli bir yönetim sistemi içinde kaynağında ayrı toplanması, taşınması, ayrılmasına ilişkin standartların oluşturulmasına yönelik teknik ve idari esasları içerir. Bu yönetmeliğe göre ambalaj atıklarının toplanmasında öncelikli yükümlülük belediyelere verilmiştir. Yetkilendirilmiş kuruluşun yönetmelik kapsamında temel görevi ambalaj atıkları yönetim planı hazırlamak amacıyla belediyelerle işbirliği yapmak, geri kazanım hedefleri doğrultusunda ekonomik işletmelerle sözleşme yapmak ve bunu izlemektir.

Belediyeler kaynağında ayrı toplamayı iki şekilde gerçekleştirebilir. Bunlar ;

• Belediyeler kendi araçları ile kaynağından toplaması,

• Lisanslı firmalarla işbirliği yaparak toplamasıdır. Bakanlık’ın bu süreçte ambalaj atık miktarı ile ilgili yıllık istatistik yayımlamak ve atık miktarını belgelendirmek, ambalaj atıkları yönetim planı oluşturarak bunun uygulanmasına yönelik esasları belirlemek, toplama ve ayırma tesisle rinde lisanslandırma esaslarını belirleyerek ve bu tesislere Çevre Lisansı vermek denetlemekle yükümlüdür.

Belediyelerin atık toplama işlemini kendilerinin yüklenmesi durumunda yönetmelikte belirtilen sorumluluklar aşağıdaki gibidir:

• Ayırma tesisi kurmak ve bu tesis için bakanlıktan lisans almak,

• Toplama ekipmanını temin etmek,

• Toplama operasyonunu gerçekleştirmek için ambalaj atığı toplama araçları temin etmek,

• Okullarda geri dönüşüm ve geri kazanım eğitimleri vermek,

• Tüketicileri bilgilendirme faaliyetleri düzenlenmek,

• Bilgilendirme amacıyla afiş, broşür vb. materyaller dağıtmak,

• Toplanıp, ayırma tesisinde ayrılan malzemelerin geri dönüşüm sanayiine sevkini sağlamaktır. Eğer toplama, lisanslı firma aracılığıyla yapılacaksa bu sorumluluklar lisanslı firma, yetkilendirilmiş kuruluş, belediye arasında paylaştırılır (ÇEVKO). Şekil 3’te belediyeler ve lisanslı firmalar arasında uygulanabilecek çalışma yöntemleri görülmektedir.

Ambalaj Atıkları Yönetim Sistemi’ni oluştururken dikkate alınması gereken iki adet maliyet unsuru vardır. Bunlar:

• Atık toplamadan kaynaklanan,

• Depolama, yakma, geri kazanım gibi bertaraf metotlarından kaynaklanan maliyetlerdir (Loukil ve Rouached, 2012).

Ambalaj atıklarının toplanması geri dönüşüm sisteminin en karmaşık basamağıdır. Etkili bir yönetim sistemi ambalaj atıklarının ayrı toplanması ve ayrılması için yeni yatırımlar ve ilave nakliye bedelleri gerektirir. Karışık toplama direk olarak konteyner ve depolama alanlarıyla bağlantılıdır. Ancak ayrı toplanan atık ilk önce ayıklama tesisine daha sonra geri dönüşüm tesisine götürülmektedir. Tüm bu sürecin ekonomik etkilerinin yanında bazı çevresel etkileri de gözlenebilir (Cruz, v.d., 2012).

Ülkemizde atık toplama, ambalaj atıkları yönetim sistemi toplam maliyetinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Mevcut durumda belediyeler bütçelerinin ~ %2040’ını çöp toplamaya ayırmaktadır. Bu nedenle, atık toplama optimizasyonu sistem maliyetini azaltarak ekonomik çözümler sağlar.

Özellikle İstanbul gibi nüfusun yoğun olduğu yerlerde çeşitli atık toplama sistemleri geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları;

• Mobil pnömatik sistemler,

• Kapıdankapıya sistemler,

• Birden fazla konteyner içeren sistemlerdir (Iriarte v.d., 2009). Uygulama yapılacak bölgede çevresel ve ekonomik değerlendirmeler sonucu toplama sistemlerinin seçimi gerçekleştirilir. Bu sistemlerin herhangi birinin kullanılması durumunda çeşitli metodolojiler kullanılarak çevresel etkileri incelenebilir (Iriarte v.d., 2009). Bu uygulamalar değerlendirilirken ülkedeki yerel faktörler de dikkate alınmalıdır. Örneğin ülkemizde sokak toplayıcıları atık toplama sisteminin verimini etkileyen önemli faktörlerdendir. Türkiye’de yaklaşık 200.000, İstanbul’da 100.000 katı atık toplayıcısı olduğu tahmin edilmektedir (Fakihoğlu, 2011).

Sokak toplayıcıları karışık atık içerisinde bulunan geri kazanılabilir malzemeleri ayırarak hurdacılara satmaktadır. Bu şekilde Ambalaj Atıkları Yönetmeliğine göre toplama ayırma tesisi geri dönüşüm tesisi arasında atık miktarında belgelendirmede sorunlar oluşmaktadır. Aynı zamanda, bu şekilde sağlıksız koşullarda çalışan insanların olması pek çok problemi de beraberinde getirecektir.

Dolayısıyla uygulanacak olan ambalaj atığı yönetim sistemi planlanırken atık geri dönüşümünün çevresel zararı azalttığı ve enerji kaynak korunumunu sağlayarak ekonomik katkısı olduğu gibi amprik bulgularının yanında uygun olmayan tekniklerin kullanılması halinde çevre ve insan sağlığını olumsuz etkileyeceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.


Dünyada Ambalaj Atığı Yönetim Sistemleri Uygulamaları

Özellikle depolama sahalarının ömrünü altı yıl uzattığı ve toplam kentsel atık yönetimi maliyetlerine % 35 kadar etkisi olduğu düşünüldüğünde, gün geçtikçe önemi artan ambalaj atıkları, dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekillerde yönetilmektedir (Diamadopoulos v.d., 1995) Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde de artan kentsel atık miktarı, depolama sahalarının yetersizliği ve azalan kaynaklar sebebiyle 1980’lerin ortalarından itibaren ambalaj atıkları ayrı toplanmaya başlanmış; kaynağında ayrı toplama programları oluşturulmuştur. 1988’de yaklaşık 1000 adet program uygulanırken 1999’a gelindiğinde 9000 program uygulanmıştır (Jenkins v.d., 2003).

ABD’de 2011 yılı için yılda yaklaşık 250 milyon ton kentsel atık ortaya çıkmakta ve bu atıkların içerisinde %30,2’lik orana sahip olan ambalaj atıkları en büyük payı oluşturmaktadır. Çeşitli bileşenlerden oluşan bu atıkların kompozisyonu Şekil 4’te görülmektedir (EPA, 2013).

Toplamda ambalaj atıkları % 50.4 oranında geri dönüşürken, gazeteler, dergiler, mukavvalar % 75.4 ve alüminyum kutular %72’lik oran ile geri dönüşümü en yüksek olan atıklar arasında yer almaktadır (EPA, 2013).

Bu şekilde en fazla geri dönüşümü sağlanan ambalajın türü ülkeden ülkeye kullanım alışkanlıklarına göre değişebilmektedir. Amerika’da en fazla geri dönüşen ambalaj atığı türü kağıt ve alüminyum kutular olurken, Belçika’da % 90’a varan oranlar ile cam ve metaller olmaktadır (EIMPack, 2012).

Amerikan Çevre Ajansı bu oranların artması ve uygulanan geri dönüşüm politikalarından verim alınması amacıyla geri dönüşüm programlarının oluşturulmasını önermektedir. Uygulanacak geri dönüşüm programı eyaletten eyalete değişmektedir. Uygulanacak program şu çerçevede hazırlanmaktadır: Plan ve hedefler oluşturulur; atık akımları tespit edilir ve mevcut durum ortaya konulur; geri dönüşüm pazarı ve muhtemel materyal alıcıları belirlendikten sonra, sivil toplum kuruluşları ile ortak hareket ederek, toplumun konuya ilgisinin arttırılması sağlanır; en son olarak ise, geri dönüşüm tesisleri ve bölgeleri kurulur. Burada atlanmaması gereken iki önemli husus ise geri dönüşüm bölgelerinin işletim standartları ve verimi ile toplanacak, geri dönüştürülecek materyallerin sorumluluğudur (EPA, 2002)

Böylece oluşturulan geri dönüşüm programları farklı uygulamalara sebep olmakta ve eyaletlerdeki geri dönüşüm bilinci ve hassasiyetine, eyalet hükümetinin konuya yaklaşımına, oluşan kentsel atık miktarının artış durumu ve hızına, ayrıca geri dönüşüm sektörünün eyaletteki gelişimine bağlı olarak oluşturulan programın çerçevesi belirlenmektedir (EU Directive 94/62/EC). Genel olarak ambalaj atıkları üç farklı tipte toplanmaktadır. Birincisi kaynağında ayrı toplamadır. 2011 yılındaki raporlara göre Amerika’da 9800 kaynağında ayırma programı uygulanmaktadır. Kaynağında ayırma olarak ilk akla gelen kaynakta çoklu konteynerlar ile ambalajların ayrılması akla gelse de son zamanlarda tüm ambalaj atıklarını tek bir konteynerda toplamak daha çok tercih edilmektedir. 2010 yılında uygulanan programlardan % 65’i tekli konteyner sistemidir. Bu sistemde tek bir konteynerda toplanan tüm ambalaj atığı çeşitleri materyal ayırma merkezlerine getirilerek ayrılmaktadır.

İkinci olarak ise "dropoff center” denilen getirme merkezleri sayılabilir. Büyük alışveriş merkezleri, siteler, gönüllü kuruluşlar gibi nüfusun yoğun olarak kullandığı bölgelere belirli bir ambalaja özel konteynerlar konularak ambalaj atığı toplanmaktadır. 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre Amerikalıların % 83’ü bu toplama merkezlerine ulaşabilmektedir. Kaynağında toplamaya göre ambalaj atıklarını daha farklı çeşitlere ayırabilen bu tip toplama, 2010 yılı itibariyle tahminen 21.000 geri dönüşüm programında yer almaktadır.

Bir diğer toplama çeşidi ise ambalaj atığının üreticiye geri satılması prensibine dayanan, "buyback center” şeklinde tanımlanan geri iade sistemidir. Özellikle alüminyum kutular, metaller ve kağıt ambalajlar için kurulan merkezlere getirilen atıklar karşılığında bir bedel ödenmektedir. Son olarak ise geri dönüşümün önemli bir unsuru olan depozito sistemi bulunmaktadır. Amerika’da on eyalette uygulanan depozito sisteminde daha çok içecek ambalajları bulunmaktadır. Toplam kentsel atığın % 5’ine denk gelen içecek ambalajlarının % 35’i depozito sistemi ile toplanmaktadır.

Toplanan ambalaj atıkları materyal geri kazanım tesislerinde (MGT) çeşitlerine göre ayrılır. Kağıt, plastik gibi bazı ambalaj atıklarını kendi içerisinde de renk, üretimde tercih edilen materyal gibi faktörlere bağlı olarak bu tesislerde ayırmak mümkün olmaktadır. Günümüzde giderek yaygınlaşan tekli ambalaj atığı toplama sisteminde daha da önem kazanan bu tesislerden Amerika genelinde 633 adet bulunmaktadır. 2011 yılı verilerine göre bu tesislerde günde toplam 98.000 ton ambalaj ayrılmaktadır.

Materyal geri kazanım tesislerinden ayrı olarak, karışık atık bertaraf tesislerinde kurulan ambalaj atığı ayırma tesisleri de bulunmaktadır. Amerika’da 42 adet bulunan bu tip tesislerde 2011 yılında günde 46.700 ton karışık kentsel atık işlenmiştir (EPA, 2013).

Amerika’da uygulanan bu sistem benzer şekilde Avrupa’da da uygulanmakta fakat tüketim alışkanlıklarına ve insanların geri dönüşüm konusuna yaklaşımlarına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Farklılıklar yalnızca alışkanlıklardan dolayı değil aynı zamanda geri dönüşüm politikalarındaki küçük ama geri dönüşüme halkın katılımı açısından önemli olan uygulama farklılıklarından ötürü de ortaya çıkabilmektedir. Örneğin konteynerın satın alınması gerektiği sistemlerde yönelim tek konteyner şeklinde olurken konteynerlerin yerel yönetim tarafından ücretsiz verildiği uygulamalarda çoklu ayırma tercih edilebilmektedir (Pilar v.d., 2003). Bu küçük uygulama farklılıkları geri dönüşüm oranlarına yansımakta ve Amerika’da %48.3, Danimarka’da %84 ve Almanya’da %73 olarak görülmektedir. (As You Sow, 2013).

Almanya’da 1991 yılında yürürlüğe giren ambalaj atığı yönetmeliği ile ambalaj üreticilerine toplama, ayırma ve geri dönüşüm yükümlülüğü getirilmiştir. Yönetmelikte belirlenen geri dönüşüm hedeflerine ulaşabilmek için ambalaj üreticileri başlangıçta vatandaşlara ikili ayırmayı tanıtmak ve uygulamalar için örnekler sunmak üzere kurulan bir gönüllü organizasyon olan "Dual System Deutchland” (DSD)’e üye olunması zorunlu hale getirilmiştir. "Yetkilendirilmiş kuruluş” olarak nitelendirilen bu kuruma ambalaj üreticileri, piyasaya sürenler ve yerel yönetimler üye olarak belirlenen yasal hedeflere ulaşmaya çalışmaktadır. Günümüzde dokuz adet yetkilendirilmiş kuruluş bulunan Almanya’dan sonra bu yönetmeliğe paralel olarak 1994 yılında Avrupa Birliği Ambalaj Atığı Direktifi yayımlanmıştır (Neumayer, 2000).

Daha öncesinde yayımlanan Avrupa Birliği Atık Çerçeve Direktifinde, üye devletlerin atık üretimini ve zararlarını önlemek veya azaltmak ve atıkların geri dönüşüm, yeniden kullanım, iyileştirme veya enerji kaynağı olarak kullanılması yoluyla geri kazanımını teşvik etmek için tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmektedir. 94/62/EC no’lu ambalaj atığı direktifi ise AB genelinde ambalaj atığı yönetim sisteminin esaslarını belirleyerek ve AB pazarında bulunan tüm ambalaj üreticileri/piyasaya sürenleri ile ambalaj atıklarını kapsamaktadır.

Ayrıca bu direktifte farklı ambalaj malzemelerinin geri kazanımına dair sayısal hedefler de mevcuttur. Bu hedefler her 5 yılda bir revize edilmektedir. Bu bağlamda ülkeler ambalaj atığı yönetim sistemleri geliştirmektedir. Ayrıca direktifte gösterilen hedeflerin izlenmesi amacıyla veri tabanları oluşturulmuştur (EU Directive 94/62/EC). Ambalaj atıkları hedefleri ve yönetim esasları birlik ülkelerinde benzerlik gösterse de ambalaj atıkları yönetim sistemlerinin uygulamaları ülkelere göre farklılık göstermektedir. Geri dönüşüm politikalarını ülkenin kültürel alışkanlıklarından, geri dönüşümü yapılacak ambalaj üreticilerinin karakteristiklerine kadar pek çok faktör etkilemektedir (Figueiredo v.d., 2007). Üye ülkelerin direktifi yasalarına entegre etme şekillerine göre değişen ambalaj atığı yönetim sistemleri yine farklı olarak sonuçlanmaktadır.

Tablo 1’de bazı Avrupa ülkelerindeki ambalaj atığı miktarı ile direktifin hedeflerine ne kadar yaklaştığı görülmektedir.

Tablo 1 Bazı Avrupa ülkelerindeki ambalaj atığı miktarları ve geri dönüşüm oranları

Tabloda da görüldüğü gibi, 2001 yılı itibariyle direktifteki geri dönüşüm hedefi %25 iken, üye ülkeler toplamda %53 geri dönüşüm oranı sağlamaktadır. Aynı şekilde, geri kazanımda da direktif hedefi %50 iken, toplamda %60’tır (EEA European Envinronmental Agency, 2005, Effectiveness of packaging waste management systems in selected countries: an eea pilot study. Report No:3. http://www.eea.europa. eu/publications/eea_report_2005_3.)

2009 yılında Alman yönetmeliklerine göre ambalaj atıklarının %65’inin geri dönüşümü hedeflenirken, Almanya’da ortaya çıkan ambalaj atıklarının %78,8’i geri dönüştürülmüş ya da geri kazanılmıştır. Toplanan ambalaj atıkları ve bu atıkların geri dönüşüm oranlarının gösterildiği Şekil 5’e göre yönetmeliğin çıktığı 1991 yılında geri dönüşüm oranı % 34 iken, verinin alındığı yıl olan 2008’de % 75’e çıkmıştır (Resch J., 2009, Packaging Waste Management in Germany: Expectations, Results, and Lessons Learned”. Deutsche Umwelthilfe. http://www.r3cgi.com/R3PDF/German% 20Case%20Studies%20Apr09.pdf).

Artan geri kazanım oranlarının üzerinde ambalaj atıklarının ülke genelinde etkin bir şekilde toplanmasının payı bulunmaktadır. Almanya’da, Amerika’dakine benzer yöntemlerle toplanan ambalaj atıkları, yine benzer olarak her eyaletin kendi ambalaj atığı yönetim sistemi içerisinde yer almaktadır. Ambalaj üreticileri, piyasaya sürenler ve perakende satış yapanlar, uygulanan ambalaj atığı yönetim sisteminin işleyişinde en önemli yere sahip olan yetkilendirilmiş kuruluş ile kontrat yaparak ve katılım ücreti ödeyerek sisteme dahil olmaktadır. Diğer taraftan yerel yönetimler ya da yerel yönetim adına ambalaj atığı toplama ve ayırma işini gerçekleştiren firmalar ve geri dönüşüm tesisleri de yetkilendirilmiş kuruluş ile anlaşma yapmaktadır. Ancak bu anlaşma karşılığında yetkilendirilmiş kuruluş bu kurumlara bedel öderken, bu kurumların ambalaj atığı satışından ve işlenmesinden elde ettiği gelirden pay almaktadır. Böylece tüm paydaşlar sistemin içine katılmaya çalışılmıştır (DSD Dual System Holding, 2010, http://www.dsdholding.de/en/communication/picturedatabase/news/article/howdualessystemdeutschlandgmbhoperates.html). Belçika’da ise kentsel atıklar belediyelerin oluşturduğu birlikler

tarafından yönetilmekte ve ambalaj atığı yönetim sistemleri gibi kararlar bu birlik tarafından alınmaktadır (EIMPack, 2012)

Almanya’daki ambalaj atığı yönetim sistemi Amerika’da olduğu gibi toplama ile başlamaktadır. Kaynağında ayrı toplama yöntemi yine eyaletten eyalete farklı uygulamalar göstermekte ve konteynerlerin rengi, dizaynı ve büyüklükleri değişmektedir. Ayırmanın ikili, üçlü ya da beşli olması nüfus yoğunluğu, taşıma ve kullanım alışkanlıkları gibi faktörlere bağlı kalmaktadır (Schüler K., 2010, Aufkommen und verwertung von verpackungsabfällen in Deutschland im jahr 2008. Umweltbundesamt Report 58.http://www.uba.de/ubainfo medien/3967.html).

Depozito sisteminde ise iki türlü uygulama bulunmaktadır. Yeniden dolum yapılmak üzere gerçekleşen depozitoda ambalaj tekrar tekrar aynı amaçla kullanılabilmektedir. 2008 yılında Almanya’da bira şişelerinin % 85’i ve alkolsüz içecek ambalajlarının %35’i bu yol ile geri kazanılmıştır. Tekli depozito sisteminde ise ambalajlı ürün satın alınırken depozito ücreti ödenmekte ve kullanımdan sonra marketler, alışveriş merkezleri gibi getirme merkezlerinde iade edilerek sisteme geri dönmektedir. Bu yöntem ile kaynağında ayırma kullanıma göre % 9598 arasında daha iyi bir ayırım sağlanmış olmaktadır (Resch, 2009).

Ambalaj atıklarının efektif olarak ayrılması ve geri dönüşüm oranlarının artması kesin olarak enerji ihtiyacının ve dolayısıyla maliyetin azalması anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla ambalaj atığı bertarafının verimliliği yalnızca toplanan miktarlara bakılarak belirlenememektedir. Enerji ve çevresel etkiler açısından kritik bir nokta olarak, ne kadar ambalaj atığının ayrı olarak toplanabildiği değil, ambalaj atığının nasıl toplandığı ortaya çıkmaktadır (Consonni v.d., 2011). Bu gibi kritik noktaların tespitinde karar mekanizmalarının stratejik noktaların belirlemesi ve uygulamadaki uzmanların görüşlerini alınarak, geri dönüşüm ve geri kazanım hedeflerinin belirlenmesi. Bu geri dönüşüm ve geri kazanım hedeflerinin mevcut durum verileri ve gelecekteki tahminleri kapsayacak şekilde dizayn edilmesi gerekmektedir (Magrinho v.d., 2007).


3. Sonuç

Yapılan literatür çalışmaları incelendiğinde, bütünleşik bir atık yönetim senaryosu oluşturmak için ambalaj atıkları yönetim sistem parametrelerinin etkin bir şekilde tanımlanması gerekmektedir. Atık toplama, taşıma ve bertaraf sistemlerinin her birinin, toplam sistem verimine etkisi maliyet, verimlilik ve çevresel olarak üç boyutlu şekilde yapılan çalışmalarla ortaya konulmalıdır (Monier ve Abbayes, 2005). Yönetim sistemi maliyetinin aynı zamanda halk tarafından karşılanabilir olması amacıyla sistemdeki her bir basamağın optimizasyonu bölge şartları, nüfus gibi faktörler göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmelidir. Bu faktörlerin sistemin işleyişi ve verimi üzerine etkisi dikkate alınarak oluşturulacak yapı, geri dönüşüm pazarındaki gelişim ve değişimlere uyum sağlayabilmelidir. Sadece geri dönüşüm oranları değil, ambalaj atıkları için farklı değerlendirme yöntemlerinin de avantaj ve dezavantajları göz önünde bulundurulmalıdır (Consonni, 2011).

İlerleyen geri dönüşüm teknolojileri ile birlikte daha etkin ve ekonomik çözüm yolları bulabilmek ve hem maliyetlerin optimizasyonunu sağlamak hem de çevresel etkileri en aza indirebilmek için dünyadaki trendler takip edilmeli ve farklı ülkelerin geri dönüşüm pazarında etkileşmesiyle ve ortaya çıkan sonuçların paylaşılmasıyla İstanbul’da ve Türkiye’de daha verimli ambalaj atığı yönetim sistemleri oluşturulmalıdır.