Beşikten Beşiğe (Cradle to Cradle) Uygulamaları İkinci Endüstri Devrimi

Beşikten Beşiğe (Cradle to Cradle) Uygulamaları İkinci Endüstri Devrimi
Beşikten Beşiğe, çok bilinen İngilizce söylenişiyle cradle to cradle (C2C) en kısa ifadesiyle "yeni bir tasarım konsepti”.Alman kimyager Prof. Dr. Michael Braungart ile Amerikalı mimar William McDonough’ın 1991 yılında ortaya koydukları ve 2. Endüstri Devrimi’ni başlattığı söylenen "yeni bir atık bakış açısı”. Bu düşünce şekli daha az zararlıyı değil faydalıyı/yararlıyı gerçekleştirmeyi esas alıyor. Bu nedenle yaşadığımız bu yıllarda ağırlık verilmeye çalışılan sürdürülebilirlik, atık azaltımı, ayakizinin küçültülmesi, ürünlerde bazı zararlı maddelerin bulunmaması gibi " Beşikten Mezara " kavramlarına eleştirel yaklaşıyor. Kendisi upcycling, teknik çevrim gibi yeni kavramlar getiriyor. C2C konseptinde yeni, güzel ve akıllı ürünler üretiliyor. Bu ürünler daha baştan, kullanımlarının sonunda ya biyolojik çevrime girebilecek en azından kompost olabilecek ya da teknik çevrimlere girebilecek şekilde dizayn ediliyorlar. Kısacası atık oluşmuyor. Düşünce sistemi gereği Beşikten Beşiğe konseptine göre dizayn edilip üretilen ürünler yüksek bir kaliteye sahip oluyorlar.

Prof. Dr. Michael Braungart tarafından Almanya’da 1987 yılında kurulan EPEA (Environmental Protection Encouragement Agency), uluslararası bir araştırma ve danışmanlık enstitüsü olarak, dünyanın her yanındaki müşterileriyle yeni proseslerin, ürünlerin ve hizmetlerin tasarımında cradle to cradle metodolojisinin uygulanması için çalışıyor. C2C tasarım konseptinin üç önemli unsuru var: ilki "atık=besin”. Yani atık kavramı ortadan kalkıyor. İkincisi esas olarak güneş enerjisinin (direkt ya da depolanmış/ dönüşmüş şekillerinin) kullanılıyor olması ve üçüncüsü de başta biyolojik ve kültürel olmak üzere çeşitliliğin desteklenmesi.

Biyolojik Çevrim
Biyolojik besinler doğayla iç içe olan ürünlerdir ve biyolojik olarak parçalanırlar. Canlı sistemler için bir tehlike oluşturmazlar. İnsanlar tarafından kullanıldıktan sonra doğaya geri verilirler ve parçalanma proseslerine katılırlar. Buna benzer biçimde biyolojik besin olarak tasarlanmış ürünler "tüketim ürünleri” adını alırlar. Güvenli ve tam bir şekilde doğaya geri dönerler, sağlıklı ve yaşayan sistemlerde besin olurlar. Temizlik maddeleri, tek kullanımdan sonra atılan ambalajlar, yararlanma sırasında biyolojik, kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayan ürünler (ayakkabı tabanları, fren balataları gibi) biyolojik besin olarak geliştirilmeye uygun tipik tüketim ürünleridir. Cradle to Cradle tasarım esaslarına uygun olarak EPEA ve MBDC (McDonough Braungart Design Chemistry) tarafından isviçreli tekstil firması Rohner Textil ve mobilya döşeme üreticisi DesignTex ile birlikte geliştirilen ClimatexR LifecycleTR biyolojik besine örnek olarak verilebilir. Döşeme amaçlı kullanılan bu ürün başta Yeni Zelanda koyunlarından elde edilen yün, yine Asya’da yetişen yüksek bir elyaflı bitki olan rami olmak üzere doğal elyaflardan üretildi. Doku için uygun boyarmaddelerin aranması sırasında tam 60 boyarmadde üreticisi ile bağlantıya geçilerek en iyi boyarmaddeleriyle ilgili gerekli bilgileri sunmaları istendi. Böylelikle bu boyaların biyolojik besin olarak uygun olup olmadıkları tahmin edilmeye çalışıldı. EPEA, özel bir yöntemle tam 1600 boyar madde formülü arasından hem teknik hem de ekolojik şartları yerine getiren 16 tanesini seçti. Üretimin Cradle to Cradle standartlarına göre değiştirilmesi sonunda artık kumaş atıkları keçeleştirildikten sonra bahçe maçlı (bitkisel örtü) olarak ve çilek, salatalık ve diğer bitkilerin yetiştirilmesinde kullanılabilir. Teknik Çevrim Esas olarak kompleks dayanıklı tüketim ürünleri ve mineral kaynaklar Cradle to Cradle Konseptine göre teknik "metabolizma”ya girebilirler. Bu metabolizma çevriminde atıklar değil, sadece, kapalı çevrimlerde sürekli olarak dönüp duran, besinler oluşur. "Teknik bir besin”, daha sonra tekrar geri kazanılabilmesi ve tekrar kullanılabilmesi için kapalı bir üretim çevriminde kalması gereken bir malzemedir (teknik metabolizma). Malzeme bu sayede yaşam çevrimleri sırasında değerini ürün olarak korur. Malzemelerin değerlerini arttırmalarına "upcycling” adı verilmektedir recycling, C2C Topluluğu içinde "downcycling” olarak algılanmaktadır). Bu teknik besinler, uzun süreli ihtiyaçlar için üretilecek "dayanıklı tüketim ürünleri” nde kullanılmaktadırlar. Müşterisi üründen sanki sahibiymiş gibi yararlansa da ürün gerçekte üreticisine ait olarak kalmaktadır.

Burada tamamen yepyeni bir hizmet konsepti söz konusudur. Çamaşır makineleri, otomobiller ve televizyonlar, bu sonsuz sirkülasyon, tekrar hazırlanma ve yeniden yararlanma için geliştirilmiş olan böylesi dayanıklı tüketim ürünleridir. Yer döşemesi sektöründe mesela Amerikan Shaw firması, ürün hizmeti konseptini benimsemiş bulunmaktadır. Shaw, EcoWorx yer döşemesini, Naylon 6 eski halı elyaflarının tekrar geri kazanıldığı ve önemli bir malzeme kaybına yol açmadan yüksek kaliteli ipliğe dönüştürüldüğü bir sistem içinde geliştirmiş. Bu proses, yeni yaşam çevrimi sayesinde eski Naylon 6’ya yeni bir değer katmaktadır. Halbuki bilinen recycling proseslerinde, sentetik malzemenin polimer uzunluğu kısaldığı ve anorganik malzeme başka bir madde ile kirlendiği için, elde edilen malzemenin kalitesi düşmektedir. Bu da geri kazanılan malzemeden yararlanmayı sınırlamakta ve kullanım alanını daraltmaktadır.

"Kullanım Hakkı Stratejisi” hem üretici hem de müşteri için son derece yararlı olmaktadır. Üretici, sürekli tekrar kullanım için değerli malzemenin devamlı sahibi olarak kalırken, müşteri herhangi bir maddesel sorumluluk üstlenmeden ürünün kullanım hakkına sahip olur. Bu model "Eko-Leasing” olarak da isimlendirilmektedir. Ürünün üreticisi veya satıcısı bu şekilde müşteri ile birçok yaşam çevrimi üzerinden müşterinin hep geri döndüğü uzun süreli ilişkiler geliştirir.

Pratikte Cradle to Cradle
Cradle to Cradle Tasarım Konsepti’ni büyük ölçekte uygulayabilmek için (teknik) besin çevrimleri ile ilgili bilgilerin daha iyi organize edilmesi ve endüstriler arası işbirliğinin yoğun bir biçimde desteklenmesi gerekmektedir. Bunun için en pratik yol, akıllı malzeme ve maddelerin bir havuzda toplanması olabilir. Bu havuz, teknik maddesel çevrim içindeki ekonomik gelişmeler sırasında tüm katılımcıların işbirliği yapabilmeleri için bir çerçeve sağlar. İşletmelere havuzdaki malzeme ve madde kaynaklarından, ayrıca teknik besinlerin satışı, dönüşümü ve alımı ile ilgili uzmanlık bilgi ve satınalma gücünden yararlanma olanağı sunar. Böyle bir işbirliğinin kalbi, teknik kimyasalları, "besinleri” ve malzemeleri bünyesinde barındıran bir malzeme bankasıdır. Bu malzeme bankası, maddeleri bir leasing yöntemi içinde firmalara verir. Firmalar bu maddeleri tekrar ürünlere dönüştürürler ve bir hizmet satışı çerçevesinde tüketicilere sunarlar. Belirlenmiş bir kullanım süresi sonunda malzeme toplanıyor ve malzeme bankasına geri veriliyor. Malzeme Bankası bu malzemelerle bağlantılı bilgileri de yönetiyor.

Bilgileri topluyor ve ilgili katılımcılar arasında dağıtıyor. Bu şekilde belirli bir malzeme ile ilgili bilgilerin uzun vadeli toplanmasını garantiye alıyor ve gerçek bir "malzeme upcyclingi”ni mümkün kılıyor. Birinci endüstri devrimi ile bağlantılı problemleri tek yanlı çözmek amacıyla onlarca yıldır yapılan denemelerden sonra artık "yeni endüstri devrimi”nden söz ediliyor. Çevreyi iyileştirmek için, çevreyi romantize etmeden, odaklanmış çözümler gerekiyor. Cradle to Cradle esaslı üretim biçimi, yeni kalite standartları ortaya koyup kullanarak ve maliyetverim- estetik gibi tipik tasarım ölçütlerine ekolojik zekayı, sosyal adaleti ve yüksek ölçüde bir yaratıcılığı da ekleyerek yeni pazar şansları yaratıyor. Bu ölçütlere göre gerçekleştirilecek tasarımlar, bir değişimin temel taşlarını oluşturuyorlar: Üretim biçimini değiştirerek endüstriyel yapıyı da dönüşüme uğratabiliriz. Ama bu olumlu dönüşüm ancak doğa ile gerçek bir işbirliği içinde mümkün görülüyor. Bu işbirliği doğal sistemlerle uyum içindeki bir tasarımı esas alıyorsa, bizi, insanın yaşadığı dünyayı yeni baştan şekillendireceği davranış biçimlerine götürecektir. Buna göre inşa edilecek fabrikalarda çalışanlar, içinde güneşin dolaştığı alanlarda, temiz havanın, çevreyi görebilmenin ve kültürel sunumların canlılığıyla çalışacaklar. Üretilen maddeler, tekrar besin olarak toprağa dönecekler. Bize hem bir giyecek hem de bahçemiz için bir besin kaynağı olarak hizmet edecekler. Doğal dünyadaki enerji ve besin akışları durmadan tekrar oluşacak ve oksijen üreten, enerji depolayan, suyu filtre eden, insan ve doğa için sağlıklı yaşam alanları sunan şaşırtıcı gelişmeleri mümkün kılacaktır. Bunlar bir hayal mi? Elbette değil. Dünyadaki bir çok dev şirket, şu anda ”cradle to cradle” tasarım konseptine göre ürünler üretmeye başlamış durumdadırlar ve bu konsepti yaşama geçirmeye çalışmaktadırlar.

Öncü Bir Büro Koltuğu
Birleşik Amerika Devletleri’nde Michigan’da , C2C düşüncesinin yaratıcılarından mimar William McDonough tarafından çizilen 30.000 m2 büyüklüğündeki bir fabrikada üretim yapan mobilya üreticisi Herman Miller, üretim paletini geliştirmeye karar verdiğinde MBDC ile bağlantıya geçerek işletmesinin planlama ve üretim proseslerinde cradle to cradle konseptini entegre etmek ve üretim komponentleri için tam bir maddesel değerlendirme istedi. İlk buluşmada Beşikten Beşiğe tasarım felsefesini gerçekleştirecek bir tim kuruldu. Çalışmalar sonunda ilk ürün 2003 yılında ortaya çıktı: Mirra Büro Koltuğu. Normal şartlar altında tüketiciler bir koltukla ilgili olarak, koltuğu oluşturan madde ve malzemeler ile değil daha çok koltuğun işlevleri, çekici görünüşü ve rahat oturumu ile ilgilenirler. Fakat Cradle to Cradle Tasarım Protokolü, koltuğun üretiminde kullanılan malzemelerin "teknik besinler” olmasını ve herhangi bir malzeme veya malzeme değeri kaybı söz konusu olmadan tekrar tekrar çevrime geri döndürülebilmesini şart koşmaktadır. Bu, koltuğu oluşturan malzemelerin atık düzenli depolama tesislerinde değerlerini kaybederek depolanmadan, çok sayıdaki yaşam çevrimi içinde tekrar bir koltuk komponenti olması ya da benzer teknolojik yeteneklerdeki başka ürünlerin üretiminde kullanılabilmesi anlamına gelmektedir.

Kompost Olabilen Tişört
Yukarıda kısaca değinilen Mirra Büro Koltuğu, "teknik besin” kavramı için örnek teşkil ederken "biyolojik besin” için de Alman Trigema firması tarafından üretilen kompost olabilen tişört örnek olarak verilebilir. Trigema, EPEA ile birlikte çalışarak kullanımından sonra bahçede biyolojijk olarak parçalanabilen bir tişört geliştirdi. Bu ürün 4 komponentten oluşuyordu: ana malzeme olarak iplik, dikiş ipliği, etiket ve boyar madde. Bu tişörtün üretilebilmesi için EPEA iki ana ödevi yerine getirmek durumundaydı: birincisi tişörtün üretimi için gerekli olan ve gerekli özellikleri taşıyan malzemeleri tanımlayan bir bilgi platformu ve ikincisi de gerekli bileşenleri üretme yeteneğine sahip üreticileri toplayan bir ağ oluşturulması. İlk adım tam bir araştırma işiydi. Pamuğu bulmak daha kolay oldu ama esas sorun boyarmadde bulmakta ortaya çıktı. Bilinen boyar maddelerin çoğu ağır metaller ve başka toksik maddeler içeriyordu. Hem teknik ve estetik gereklilikleri hem de çevresel gereklilikleri yerine getiren boyalara ihtiyaç vardı. İsviçreli boyar madde üreticisi Ciba SC, boyar madde ve yan ürün paletini EPEA’ya açtı. Bugün Trigema’nın tişörtü, kalıcılıkta konvansiyonel boyalarla yarışabilen çok özel boyalarla geniş bir renk paletinde üretiliyor. Dikiş iplikleri ise yine İsviçreli Müller Strengelbach firmasından temin ediliyor. Tişörtün bileşimi başından sonuna kadar önceden belirlenmişti.

Sonunda Trigema ve EPEA hedeflerine ulaştılar: Konvansiyonel benzerleri kadar uzun süre kullanılabilen ama kullanımından sonra kompost olabilen, biyolojik olarak parçalanabilen ilk tişört ! Başka bir tüketim malı örneği ise Airbus 380’lerin koltuk döşemeleri. Michael Bruangart ve EPEA, Rohner Textil firmasının dahil olduğu ve aynı zamanda yüzlerce uçak şirketinin koltuk döşemelerini üreten Lantal Grubu için "yenebilir” özellikte koltuk döşemesi geliştirip patentini aldılar. Amaç: uçağın herhangi bir kaza geçirmesi durumunda uçak içinde oluşan tozların nefes alınmasındaki risklerin azaltılması. C2C Sertifikasyonu 1995 yılından beri EPEA ve MBDC işbirliği ile KOBi’den en büyük işletmeye kadar endüstriyel proseslerin, ürünlerin ve hammadelerin Cradle to Cradle ölçütlerine göre değerlendirilmesi yapılmaktadır. Artan istekler üzerine MBDC tarafından bir C2C Sertifikasyon Programı geliştirilmiş bulunmaktadır. EPEA, MBDC lisansı ile bu ekolojik sertifikayı verme çalışmalarını da yürütmektedir. C2C logosu sayesinde işletmeler ekolojik ve akıllı bir tasarım yaptıklarını görünür bir şekilde ortaya koyabilmektedirler. Tüketici de C2C logosunu taşıyan ürünün ilgili ekolojik kalite ölçütlerini taşıdığını kolayca görebilmektedir. C2C sertifikası, Basic- Silber-Gold ve Platin olmak üzere dört ayrı basamakta verilmektedir.

Kaynaklar
1. Die naechste industrielle Revolution, Die Cradle to Cradle Community, Micahel Braungart, William McDonough, EWA / Europaeische Verlagsanstalt, 2. Basım, 2009.
2. Cradle To Cradle / Remaking the Way We Make Things, By William McDonough&Michael Braungart, North Point Press, 2002.
3. Einfach Intelligent Produzieren: Cradle To Cradle, Michael Braungart, William McDonough, Berliner Taschenbuch Verlag, 4.Baskı, Eylül 2009.
4. www.epea.com



Prof. Dr. Hulusi Barlas
EPEA Türkiye Direktörü