Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Çevresel Performans Araçları

Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Çevresel Performans Araçları
  • Yorumlar: 0
  • 17-12-2015
  • Makale
  • admin
  • Ziyaret: 1961
  • Son Güncelleme: 21-12-2015
  • (Puanı 1.5/5 Yıldız) Toplam Oy: 2


Prof. Dr. Göksel N. Demirer / Çevre Mühendisliği Bölümü - Orta Doğu Teknik Üniversitesi


Son yüzyılda gerçekleşen yoğun kalkınma çabaları, aşırı doğal kaynak kullanımı, sağlık, çevre sorunları, toplumsal eşitsizlik, vb. pek çok sorunu da bebaberinde getirmiştir. Yaşanan bu gelişmeler pek çok kurum/kuruluşun iş yapma tarzında bu sorunları yönetmeye yönelik farklılaşmalara yol açmıştır. Bu yeni paradigma, şirketlerin tüm iş süreçlerinde ve kararlarında sürdürülebilirliği göz önünde bulundurmalarının çok önemli olduğu sonucunu da beraberinde getirmiştir. Yasal baskılar, kamuoyunun çevre duyarlılığındaki artış, müşteri tercihleri, dış ticaret engelleri, vd. nedenler kar ve büyüme odaklı konvansiyonel iş yapma tarzını son dönemde hızla değiştirmektedir. Firmaların yönetim anlayışındaki sürdürülebilirlik bazlı değişimler Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

Büyük ölçekli ve uluslarötesi firmalar başta olmak üzere sürdürülebilirlik bazlı çalışmalar tüm sanayi sektöründe, istenilen düzeyde olmasa da, yaygınlaşmaktadır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) ve PwC Türkiye Türk iş dünyasının sürdürülebilirlik konusuna bakışını, mevcut sürdürülebilirlik uygulamalarını ve şirketlerin konuya ilişkin gelecek beklentilerini ve yönelimlerini ortaya koymayı amaçlayan bir çalışma yürütmüştür (İMKB, SKD, PwC, 2011). Bu çalışma kapsamında gerçekleştirilen "Türk İş Dünyası Sürdürülebilirlik Uygulamaları Mevcut Durum Değerlendirme Anketi”ne 11 sektörden 215 şirket katılmıştır. Bu şirketler İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (İMKB) piyasa değerinin %55’ini oluşturmaktadır. Bu anket kapsamında bu firmalara diğerlerine ek olarak sürdürülebilirlik stratejisi, emisyonlar ve çevre konularında sorular sorulmuştur. Bu çalışmanın sonuçlarına göre:

 

• Şirketler için çevresel sorunların kendilerine ek maliyet oluşumu veya yasal bir düzenleme sonucu uygulama zorunluluğu getiren konular olduğunun düşünüldüğünü,

• Şirketlerin çevresel sorunlara karşı reaktif bir yaklaşımları olduğunu,

• Bu şirketlerden atık ve kaynak yönetimi, enerji ve verimliliği ve eko-verimlilik, su kullanımı ve yönetimi, iklim değişikliği ve emisyonlar ve ürün güvenliği konularında kendilerine kısa vadeli (1 yıl içinde) hedef koyma oranlarının, sırasıyla, %51, 50, 45, 30 ve 64 olduğunu,

• Aynı konularda kendilerine hedef koymayan şirket oranlarının %26, 25, 32, 43, 18 olduğunu,

• Çalışmaya katılan şirketlerden sadece %12’sinin bir sürdürülebilirlik raporu yayınladığını ve rapor yayınlayan şirketlerden %56’sının imalat yapan şirketler olduğunu, ortaya çıkarmaktadır.

 

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası 100 endeksinde (İMKB- 100) yer alan şirketlerin Kurumsal Yönetim Uyum Raporları (KYUR) ve faaliyet raporlarını inceleyen diğer bir çalışmanın sonuçlarına göre çevresel raporlama yapan şirketlerin raporları incelenmiştir (Kavut, 2010). Raporlanan çevresel bilgi düzeyinin ve bilgi veren şirket sayısının uluslararası çevresel raporlama uygulamalarına göre yetersiz kaldığı, sayısal bilgilerin çok az sayıda şirket tarafından açıklandığı, bu firmaların çevresel performans ve duyarlılıklarının düşük olduğu, çevresel Ar-Ge faaliyetlerine ilişkin açıklamaların yetersiz kaldığı ve en çok önem verilen konuların başında atıkların azaltılması olduğu vurgulanmaktadır. Bu vurgular ülkemizde sürdürülebilir (temiz) üretim araçlarının yeterli bir kapasitenin var olmadığı yönünde daha önce yaptığımız saptamalar (Demirer, 2010; TTGV, 2010; İZKA, TTGV, EBSO, 2012) ile paralellik göstermektedir. Son dönemde sürdürülebilirlik alanında kullanılabilecek pekçok araç, yöntem ve yaklaşım geliştirilmiştir. Bunlar nitelikleri ve sürdürülebilirliğin farklı eksenleri (ekonomik, toplumsal ve çevresel) ile ilintileri bazında Şekil 1’de sunulmuştur.

 

Firmaların hissedarları dışında da birçok paydaş grubuna karşı da sorumlu oldukları savından hareketle, özel sektörün sadece ekonomik değer yaratması ve mal ve hizmet üretmesini değil aynı zamanda faaliyetlerden dolayı yol açtıkları farklı çevresel ve sosyal problemleri azaltmak için çaba göstermeleri gerekmektedir (Sarıkaya ve Kara, 2007). Bu gereksinim çerçevesinde tanımlanan Kurumsal Sürdürülebilirlik kavramını hayata geçirmek için farklı araç ve yaklaşımlar tanımlanmıştır. Bu incelemede kaynak verimliliği, kurumsal sürdürülebilirlik ve çevresel performans alanlarında sanayide yaygın olarak kullanılan başlıca kurumsal sürdürülebilirlik araçları özetlenmiş ve daha detaylı bilgi edinilebilecek kaynaklar sunulmuştur.

 

1. Üçlü Sorumluluk

Üçlü Sorumluluk, kimya sanayi tesislerinin faaliyetlerinin her aşamasında çalışan sağlığı, teknik emniyet ve çevre konularını gerekli özeni göstererek, yönetmeleri ve performanslarını sürekli olarak arttıracakları konusunda verdikleri bir taahhüttür.

 

Farklı ülkelerden kimya sektörü üreticilerinin gönüllü katılımıyla 1984 yılında kurulan "Üçlü Sorumluluk” (Responsible Care) Programı ile kimya sektöründe çevresel performans, işçi sağlığı, işyeri güvenliği, vb. çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. Bugün toplam 52 ülkede faaliyet gösteren üreticileri çatısında toplayan Üçlü Sorumluluk girişimi dünyadaki toplam kimyasal üretimin %90’ı için uygulanmaktadır.

Üçlü Sorumluluk kapsamında yapılan çalışmalar, üreticilere çevresel performansı artırıcı yaklaşımların ekonomik faydalarla büyük ölçüde örtüştüğünü görmelerinde önemli rol oynamıştır (Ricci, 2012).

 

Üçlü sorumluluk ülkemizde ise 1993 yılından itibaren TürkiyeKimya Sanayicileri Derneği’nin (TKSD) koordinasyonunda uygulamaya konulmuştur (TKSD, 2010). Üçlü Sorumluluk programı; Kimya Sanayi tarafından belirlenmiş temel ilkelerin (çalışan sağlığı ve iş güvenliği, kirlilik önleme ve çevre koruma, dağıtım, iletişim, proses güvenliği ve ürün sorumluluğu) yürütülmesini içerir. Üçlü Sorumluluk Uygulamasının temel ilkeleri şunlardır:

 

1. Taahhüt: Kuruluşun üst yönetimi tarafından Üçlü Sorumluluk’un yol gösterici kurallarına uyulacağının imzalanarak taahhüt edilmesi,

2. Uygulama Kuralları ve Uygulama Kılavuzu: Kuruluşlara taahhütlerini yerine getirebilmeleri açısından yol gösterici uygulama kuralları ve uygulama kılavuzu, 3. Performans Kriterleri: Ölçülmesi mümkün olan alanlarda sürekli iyileşmenin izlenebilmesi için performans kriterleri geliştirilmesi,

4. İletişim: Çevre-Sağlık-Güvenlik konularında kuruluş içi ve dışındaki ilgili taraflarla sürekli iletişim,

5. Bilgi Paylaşımı: Kuruluşların tecrübe, uygulama ve bilgi birikimlerini paylaşabilecekleri seminer, toplantı, vb. faaliyetler

6. Logo: Ulusal programı tanımlayan ve Üçlü Sorumluluk kavramı ile uyumlu bir logo oluşturulması,

7. Katılım: Tüm kuruluşların Üçlü Sorumluluk taahhüt etmesi için yöntemler aranması,

8. Doğrulama/Verifikasyon: Üçlü Sorumluluk’un ölçülebilir bileşenlerinin yerinde gözlenmesi (İTO, 2006).

2. Temiz Üretim Denetlemesi

Temiz Üretim Denetlemesi (TÜD) endüstriyel proseslerin kaynak verimliliği, çevresel emisyon, vb. bazında denetlenmesi ile kaynakların verimsiz kullanıldığı ve atıkların iyi yönetilemediği alanların belirlenerek, sürdürülebilir (temiz) üretim yöntemleri ile iyileştirilmesini içeren bir yöntemdir (UNEP, 2000). Bir TÜD bir firmada üretilen atıkların kaynak, miktar ve türlerini tanımlanmasını, kullanılan temel işlemler, hammaddeler, ürünler, su kullanımı ve atık üretimi konularında bilgi toplanmasını, çalışılan prosesteki yetersizlikler ile zayıf noktaların belirlenmesini, sürdürülebilir (temiz) üretim hedeflerinin belirlenmesini, firma için uygunluğunun değerlendirilmesini, bunların teknolojik, ekonomik ve çevresel kriterler bazında önceliklendirilmesi, uygulanması ve performans izlenmesi aşamalarını içeririr.

 

TÜD planlama ve organizasyon, ön değerlendirme, değerlendirme, analiz ve fizibilite çalışması ve uygulama ve sürdürülebilirlik aşamalarından oluşur. Planlama ve organizasyon aşamasının amacı yapılacak TÜD çalışması için yönetimin onayını almak, firmanın ve yönetimin sürdürülebilir (temiz) üretim yaklaşımını benimsemesini sağlamak, gerekli kaynakları tahsis etmek ve yapılacak işi planlamaktır. Ön değerlendirme aşamasının amacı firmanın üretimi ve çevresel performansı hakkında genel fikir sahibi olmaktır. Üretim proseslerinin tanımlanabilmesi için, girdi, çıktı ve çevresel sorun alanlarını gösteren akış şemalarının oluşturulması ve değerlendirilmesi gereklidir. Değerlendirme aşamasının amacı veri toplamak, çevre performansı ve firmanın kaynak verimliliğinin belirlenmesidir. Yönetim faaliyetleri hakkında toplanan veriler, tüm üretimin verimliliğinin izlenmesi ve kontrolü, hedeflerin ve hesaplanan aylık/yıllık göstergelerin düzenlenmesi için kullanılabilir. Operasyonel faaliyetler için toplanan veriler ise, belirli bir prosesin performansını değerlendirmek için kullanılabilir. Analiz ve fizibilite aşamasının amacı önerilen sürdürülebilir (temiz) üretim olanaklarının incelenmesi ve uygulamaya uygun olanların seçilmesidir. Değerlendirme aşamasında belirlenen olanakların tamamı, teknik, ekonomik ve çevresel özelliklerine göre incelenmelidir. Uygulama ve sürdürülebilirlik aşamasının amacı, seçilen olanakların uygulanması ve kaynak tüketimi ve atık oluşumunda ortaya çıkan azaltımların sürekli olarak izlenerek sürdürülmesinin sağlanmasıdır (UNEP, 1996 ve 2000).

 

UNIDO Eko-verimlilik Programı kapsamında Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan "Sanayide Eko-verimlilik (Temiz Üretim) Kılavuzu: Yöntemler ve Uygulamalar”a http://www.ekoverimlilik. org/?p=3165 sayfasından ulaşılabilir.

 

3. Yaşam Döngüsü Değerlendirme

Yaşam Döngüsü Değerlendirme (YDD) yöntemi bir ürün ya da hizmet üretiminde kullanılan hammaddelerin elde edilmesinden başlayarak, ilgili tüm üretim, sevkiyat, tüketici tarafından kullanım ve kullanım sonrası atık olarak bertarafı da kapsayan yaşam döngüsünün farklı aşamalarındaki çevresel etkilerini belirlemek, raporlamak ve yönetmek için kullanılır. YDD bir ürün ya da hizmetin tüm yaşam döngülerini ve bunların birbiriyle bağlantılarını bütünsel olarak değerlendirir. Bunun sonucunda değerlendirilmekte olan ürün ya da hizmetin tüm yaşam döngülerinde ortaya çıkabilecek her tür çevresel etki kümülatif olarak ortaya gözler önüne serilmiş olur.

 

Aynı zamanda ISO 14000 serisinde (ISO 14040-14044) yer alan bir standard olan YDD’nin aşamaları şunlardır:

1. Amaç ve Kapsam: Bu aşamada çalışmanın amacı, kapsamı, sınırları ve detaylandırma düzeyi tanımlanır.

2. Envanter Analizi: Bu aşamada çalışılan sistemin kapsamı dahilinde gerçekleşecek enerji, su, hammadde kullanımı ve bunlara bağlı çevresel emisyonlar belirlenir.

3. Etki Analizi: Envanter analizi aşamasında belirlenen enerji, su, hammadde kullanımı ile çevresel emisyonların insan sağlığı ve çevresel değerler üzerindeki olası etkileri değerlendirilir.

4. Yorumlama: Envanter ve etki analizi aşamalarının sonuçları değerlendirilerek karşılaştırılanlar arasından tercih edilecek ürün, süreç ya da hizmet seçilir. Bu seçim esnasında yapılan tahminler ve var olan belirsizlikler YDA kapsamında açık bir şekilde belirtilir. YDD çalışmaları yaşam döngüsünün hangi aşamasında yapıldığına bağlı olarak "beşikten mezara”, "beşikten kapıya”, "beşikten beşiğe” ve ”kapıdan kapıya” olmak üzere gruplandırılabilir.

 

YDD’nin başlıca kullanım alanları bir ürünle ilgili çevresel problemlerin analiz edilmesi, ürün geliştirmesi için yapılacak bir çalışmayı etkileyen önemli parametrelerin belirlenmesi, yeni ürün tasarımı, birbirleri ile benzeşen ürünler ve prosesler ve hizmetler arasında seçim yapılmasıdır. Yeşil satın alma, eko-etiket, ürün deklarasyonları, eko-tasarım, ürün ve süreç tasarımlarının geliştirilmesi ve optimizasyonu, vd. uygulamalar YDD çalışmaları temelinde gerçekleştirilmektedir (Demirer, 2011a).

 

4. Endüstriyel Simbiyoz

Doğal ekosistemlerdeki verimliliğin endüstriyel sistemlere de uygulanması amacıyla geliştirilmiş bir kavram olan Endüstriyel Simbiyoz (ES) endüstriyel işletmelerin karşılıklı fayda sağlayacakları ortaklıklar kurması olarak tanımlanabilir. Bu ortak kullanım atıklar başta olmak üzere, diğer kaynakların da (enerji, lojistik, insan gücü, yatırım, su, vd.). ES uygulamaları firmalara atık ve yan ürünlerin geri kazanılması, kaynak kullanımında ve çevresel emisyonların azalması ile hammadde ve enerjinin verimli kullanılması gibi faydalar sağlar.

 

Başarılı bir ES Uygulaması için:

• Firmalar birbirlerinden farklı ama maddesel girdi-çıktı bazında uyumlu olmalıdır.

• Yapılacak girdi-çıktı değişimleri hammadde ve enerji tüketim ile atık bertaraf maliyetleri bazında katılan her firma için kabul edilebilir ve karlı olmalıdır.

• Varolan simbiyoz olanaklarını belirlemek için yapılacak denetleme/değerlendirme faliyetleri gönüllü ancak, ilgili yasal kurum ile işbirliği içinde gerçekleştirilmelidir.

• Nakliye masraflarının elde edilecek ekonomik faydanın önüne geçmemesi için firmalar arasındaki mesafe çok uzak olmamalıdır.

• Uygulamadan önce katılımcılar arasında yeterli farkındalık ve şeffaflık sağlanmalıdır.

• Yapılacak girdi-çıktı değişimleri için nitel ve nicel olarak güvenilir bir veri tabanı oluşturulmalıdır (Demirer, 2011b).

Eko-Endüstriyel Parklar Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımının somut bir uygulamasıdır. Bu uygulamada birbirinden bağımsız ve tercihen birbirine yakın konumlanmış endüstriyel tesisler ortak fayda sağlamaya yönelik olarak ilintilendirilir. Eko-Endüstriyel Parklarda üretim ve hizmet sektöründe yer alan ve çevresel ve ekonomik performanslarını arttırmak isteyen firmalar, bir araya gelerek çevresel ve kaynak (enerji, su, madde, atık, vd.) eldesine ilişkin konuları birlikte yönetmeye yönelik olarak işbirliği yaparlar. Birlikte çalışarak elde edilecek toplam fayda firmaların sadece kendi işleyişlerini optimize ederek elde edecekleri firma bazındaki faydaların toplamından daha fazla olacaktır (Demirer, 2013a).

ES AB’nin yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası politikalarında ekonomik kalkınma, yeşil büyüme, inovasyon ve kaynak verimliliğini sağlamaya yönelik bir stratejik araç olarak görülmektedir. Örneğin, 2020 Avrupa Stratejisinin bir parçası olan "Kaynak Verimliliği Girişimi” çerçevesinde yayınlanan "Kaynak Verimli Avrupa için Yol Haritası” dökümanında Endüstriyel Simbiyoz kavramı çerçevesinde elde edilebilecek kaynak verimliliği artışlarının tüm üye ülkeler için bir öncelik olması gerektiği vurgulanmıştır (Demirer, 2013b).

 

Çinli firmaların uluslararası rekabette yaşadığı en önemli engelin "yeşil engeller” olduğu, bunların aşılabilmesi için Çinli firmaların ekonomik performanslarına ek olarak çevresel performanslarını da artırmak konusunda önemli çabalar sarf ettikleri bilinmektedir. Son dönemde Eko- Endüstriyel Kalkınma çabalarına hız veren Çin’deki firmaların ekonomik ve çevresel performansını paralel olarak geliştirmekte olduğu ve uluslararası rekabet konusunda önemli bir yeterlilik sağladığı bilinmektedir (Demirer, 2013a).

 

5. Çevre Yönetim Sistemleri

Çevre Yönetim Sistemi (ÇYS), 1990’lı yılların başından bu yana farklı türden kuruluşların çevreyi etkileyebilecek her tür etkinliğini (kaynak kullanımı, atıkların uzaklaştırılması ve arıtımı, vb.) yönetmek amacıyla pratik ve yararlı çözüm ve yaklaşımların geliştirilmesi amacıyla kullanılan bir sürdürülebilirlik aracıdır.

 

ÇYS’nin ana ekseni çevre kirliliğini engelleme ve kontrolü olsa da, uygulanması ile firmanın iş yapma stratetijilerini ve uzun vadeli planlarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Firmaların ÇYS uygulamaları ile rekabet gücü artabilmekte, çevreye duyarlı müşteriler ve kamuoyunun beklentileri karşılanabilmekte ve benimsediği kirlilik önleme yöntemleriyle üretim maliyetleri düşürülebilmektedir.

 

ÇYS ve ilgili denetlemeler konusunda gerekli standardizasyon ve belgelendirme çalışmaları uluslararası düzeyde çalışmalar yapan Uluslararası Standardizasyon Örgütünün (ISO) tarafından yapılmaktadır. Ülkemizde ÇYS’de dahil olmak üzere ilgili standardizasyon ve belgelendirme süreçlerinden sorumlu olan kuruluş Türk Standardları Enstitüsü’dür (https://www.tse.org.tr/). ISO 14000 serisine ek olarak, Çevresel Yönetim ve Denetim Sistemi (EMAS: Environmental Management and Audit Scheme) AB ülkerinde yaygın olarak kullanılan bir ÇYS’dir.

5.1. ISO 14000 Serisi

ISO 14000 standartlar serisi organizasyon ve firmaların ÇYS hazırlamaları aşamasında çevresel konulara yapısal

ve sistematik yaklaşımın kurulmasında kullanılan araçlardır. Standartlar organizasyon ve ürün bazlı olmak üzere iki grupta incelenebilir:

 

Organizasyon Bazlı Standartlar:

• Çevre yönetim sistemleri,

• Çevresel denetim,

• Çevresel performans,

• Çevresel iletişim,

• Sera gazları emisyonu.

Ürün Bazlı Standartlar:

• Çevresel etiketleme ve deklarasyon,

• Yaşam döngüsü analizi,

• Çevre dostu ürün geliştirme.

ISO 14000 standartları ek bazı standartlarla birlikte kullanılabilir. Bunlar arasında ISO 14001-Çevre Yönetim Standardı, ISO-14025 Çevre Dostu Ürün Deklarasyonu, ISO-14064 Sera Gazları Salınımı, vd. yer almaktadır.

ISO 14001: Çevre Yönetim Sistemleri Standardı

Günümüzde en yaygın olarak kullanılan ISO 14000 serisi standardı ISO 14001 ÇYS’dir. Bu standard uygulandığı kuruluşta çevre yönetiminin yapısını oluşturmak ve çevresel performansı iyileştirmek için kullanılır. ÇYS uygulamaları firmaların saygınlığını artırdığı gibi genellikle ekonomik faydaları da beraberinde getirmektedir. ISO 14000 standartlarının ana elementleri:

 

• Çevre politikası,

• Çevre programı ve aksiyon planı,

• Kuruluş yapısı,

• Çevre yönetiminin iş ortamındaki operasyonlarla bütünleştirilmesi olup, sisteme üst yönetim, yöneticiler,

tüm çalışanların dahil olmasını gerektirmektedir. Kuruluşların satın alma, üretim ve ürünün kullanımı aşamalarında çevre ile dost olması ve çevresel etkilerinin kontrol altına alınması amacı ile yapılan faaliyetler, 1996 yılında yayınlanan ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemleri Standardı ile hız kazanmıştır. ISO’ya göre ISO 14001 Çevresel Yönetim Sistemi; çevresel etkileri kontrol altına almak, sonuçlarını ölçmek, çevresel amaçları planlayarak çevresel politikaları, hedefleri ve bu faaliyetleri uygulayan yönetsel faaliyetler setidir. Ülkemizde ISO 14001 uygulamalarının gelişmesi, uluslararası ticaret ve standartlara uyum açısından önemlidir. Türkiye‘de ISO 14001 belgesi özellikle büyük ölçekli kuruluşlar tarafından alınırken, hizmet sektöründe de askeri kuruluşların ağırlığı görülmektedir (Erginel, 2001).

 

İşletmelerin ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi (ÇYS) belgesi almalarının en önemli iki nedeni "Sanayileşmenin yarattığı kirliliği azaltma” ve "Şirket imajı’’ sağlamak; diğeri sürdürülebilir kalkınma için temel koşullardan biri olan hammadde, enerji ve doğal kaynakların verimli kullanılmasıdır. Hammadde, enerji ve doğal kaynakların verimli kullanılmasıyla firmalar maliyetlerini düşürecek, daha verimli bir üretim sistemine ve daha üstün rekabet gücüne sahip olacaktır (Baki, 2003). Bunun yanında işletmeler bu belgeyi alarak uluslararası mevzuatlara uyumlarını arttırarak uluslararası rekabette avantaj sağlamakta, firma pazar payını ve itibarını arttırmaktadırlar. ISO 14001 standardını oluşturan başlıca bileşenler:

 

a) Çevre Politikasının Oluşturulması: Firmanın amaç ve hedeflerini belirlemesi ve çevre programlarını oluşturmasını kapsar.

 

b) Planlamanın Yapılması: Firmanın çevre ile ilgili mevcut durumunun analizini ve belirlenen hedeflere göre değerlendirmenin yapılmasını sağlar.

 

c) Uygulamaya Yönelik Önerilerin Geliştirilmesi:Firmada bulunan işlem ve süreçlerin kontrol edilmesini ve iyileştirmesini sağlamak için yapılması gerekenleri belirler.

 

d) Kontrol ve Düzeltme Aksiyonlarının Belirlenmesi: Çevreyi etkileyen aktivitelerin belirlenmesi, izlenmesi, ölçme ve analizlerin yapılması ile kontrol mekanizmalarının işletilmesini sağlar. Çevreye getirdiği yükler açısından kirlilik kaynağı olan aktivitelerin düzeltilmesi için önerilerin geliştirilmesi ve uygulanılabilir alternatifler araştırılır.

 

e) Yönetimin Değerlendirmesi: Firmanın çevreye etkisini azaltmak için alınan/alınacak önlemlerin ve değişikliklerin değerlendirilmesi ve sürekli iyileştirmenin teminat altına alınması sağlanır.

 

f) Sürekli İyileştirme Çalışmalarının Yapılması: Çevre yönetim sisteminin bütünlük içerisinde olmasını ve sistemin uygulanmasının sürekli ve sürdürülebilir olmasını sağlar (Üstünay, 2008). ISO 14001 ÇYS belgesi alan işletmelerin sağladığı faydalar şunlardır:

 

• Çevresel sorumluluk,

• Azalan işletme maliyeti,

• Artan verimlilik,

• Çalışanların motivasyonu,

• Atık azalması,

• Çevresel performansın artması,

• Şirket imajı,

• Dünya ticareti üzerindeki potansiyel etkisi (Baki, 2003).

ISO 14020-14025 Çevresel Etiketlendirme ve Deklerasyon Standardı

ISO 14020 standartlar serisinde çevresel etiketlendirme ve deklarasyonu ile ilgili ISO standartlarının nasıl uygulanacağı açıklanmaktadır. Bu standartların amacı çevresel ürün ve hizmetlerin çevresel performansı ile ilgili bilgilerin pazara ve müşterilere tarafsız ve doğru bir şekilde aktarılmasını sağlamaktır. Pazarda çevre dostu ürünlere talebin artmasını ve bu doğrultuda çevre dostu ürünlerin üretilmesi yönünde yapılan çalışmaların artması ISO 14020 standartlarının hedeflediği en önemli kazanımdır.

 

Bu standard bir ürünün ya da hizmet eldesi sürecinin çevre performansını ISO 14040 serisi çerçevesinde belirtilmiş parametreler bazında önceden belirlenmiş kategorilere göre (hammadde eldesi, enerji kullanımı ve verimliliği; malzeme ve kimyasal madde içeriği; hava, su ve toprağa verilen emisyonlar; atık oluşumu) nicel olarak değerlendirilmesini ve beyan edilmesini düzenler.

 

Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO) gönüllü seviyede hazırlanan çevre etiketi tiplerini üç kategori altında sınıflandırarak tanımlamıştır. Bunlar, ISO 14020 standartları serisi çerçevesinde Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 çevre etiketleri olarak adlandırılmaktadır. Tip 1 çevre etiketi (ISO 14024) gönüllülük esasına dayanan ve birden fazla parametre bazında değerlendirme yapan üçüncü şahıs verifikasyonuna sahip bir programdır. Ancak, Tip 1 çevre etiketi, ürünlerin çevresel performansı ile ilgili nicel veriler içermemekte; yalnızca aynı kategoride yer alan ürünlerin çevresel performanslarının karşılaştırılması bakımından tüketiciye olanak sunmaktadır. Tip 2 çevresel etiketi (ISO 14021) ürünler ve ambalajlar üzerinde, sembollerin, resimlerin ya da logoların kullanımı, gibi kurumun bizzat kendi taahüt ve bildirimlerini düzenler.

 

Tip 3 çevre etiketleri (ISO 14025), belirli parametre kategorilerine (hammadde eldesi, enerji kullanımı ve verimliliği; malzeme ve kimyasal madde içeriği; hava, su ve toprağa verilen emisyonlar; atık oluşumu) yönelik nicel çevresel verileri sağlamaktadır. Ürünün, çevresel etkileri bakımından tercih edilebilirliğini değerlendirmez çünkü bu daha çok uygulama alanına bağlıdır. Ancak Tip III çevre etiketleri çevresel performansla ilgili kesin veriler içermekte olup diğer çevresel etiketlere kıyasla daha objektif bir yaklaşım sunmaktadır. Bu nedenle Çevresel Ürün Deklerasyonları (EPD) Tip 3 çevre etiketlerine dayanarak hazırlanır.

 

EPD’ler ticaret odaklı iletişim (B2B) açısından üreticiler için en uygun çevre etiketleri olarak ön plana çıkmaktadır. Genel olarak ürünün çevre performansının bütünsel bir yaklaşımla şeffaflık politikası kapsamında ön plana çıkarılması, üretici kuruluşların çevre bilincinin ileri düzeyde olduğunun göstergesidir. Üretim süreçlerindeki enerji ve malzeme akışlarındaki şeffaflığı, ürünlerin çevresel performansının kıyaslanabilmesi, ürünün toplam etkisinin incelenebilmesi, ihracat pazarında pazarlama aracı olarak kullanılması, EPD’nin getirilerini ve önemini göstermektedir.

 

ISO 14031: Çevre yönetimi-Çevresel Performans Değerlendirme

Bu standard her tür kuruluş için, üretim türü, kapasite, gibi özellikleri gözetmeksizin uygulanabilecek çevresel performans değerlendirme (ÇPD) tasarımını ve kullanımını tarif etmektedir. ISO 14031 kapsamında ÇPD dayandırılacağı göstergelere de yer verilmiştir.

 

ISO 14031, ÇPD’de kullanılabilecek göstergeleri iki kategoride toplayarak açıklamıştır:

1)Çevre Koşulları Göstergeleri: Kuruluşun aktivitelerinden etkilenen çevrenin koşulları hakkında bilgi taşıyan gösterge grubudur.

2)Çevresel Performans Göstergeleri:

a) Yönetim Performans Göstergeleri: Yönetimin kuruluş aktivitelerinin çevresel performansını etkileyebilme kapasitesi ve eğilimini ölçmeyi hedefleyen gösterge grubudur.

b) İşlemsel Performans Göstergeleri: Kuruluşta gerçekleştirilen tüm işlemlerin çevresel performansını ölçen göstergelerdir. ISO 14040-14044: Yaşam Döngü Analizi (YDA) Bölüm 3’te açıklanmıştır.

 

5.2. Eko-yönetim ve Denetleme Sistemi (EMAS)

Avrupa Birliği’nin şirketler üzerindeki çevresel standartlarla ilgili çalışmaları 1990’lar itibariyle ve 1993 yılında Çevresel Yönetim ve Denetim Sistemi (EMAS: Environmental Management and Audit Scheme) yayınlanmıştır (Baki, 2003). İlk başta sadece Avrupa Birliği sınırları ve Avrupa Ekonomik Bölgesinde faaliyet gösteren gönüllü firmaları denetlemek amacı ile kurulan EMAS, 2001 yılında yapılan revizyonla ISO 14001’e entegre edilerek kamu ve özel hizmetleri de içine alacak şekilde genişletilmiştir. ISO 14001, BS 7750 ve EMAS çevre yönetimi standartları önemli ölçüde benzer unsurlar içermektedir.

 

Üst yönetimin konuya bağlılığı, çevre politikasının oluşturulması, planlama ve uygulama, ölçme ve değerleme, denetim ve gözden geçirme gibi unsurlar bir çevre yönetim sisteminin ortak elemanları olarak her üç standartta da yer almaktadır.

 

BS 7750 ve ISO 14001’in gereklerine ek olarak bu üç standardın en katı olanı olan EMAS; fabrika bazında sertifika vermekte ve hazırlık gözden geçirmesine dayanan, düzenli olarak güncelleştirilerek yayınlanan bir faaliyet raporu gerektirmektedir. Burada hazırlık gözden geçirmesi, şimdiki, gelecekteki ve geçmişteki faaliyetleri kapsamaktadır. Buna göre işletmenin daha önce çevreye verdiği zararlar da hazırlık gözden geçirmesinde yer almalıdır. Buna karşılık ISO 14001 firmanın mevcut süreçlerine odaklanmaktadır.

EMAS ve BS 7750, tedarikçilerin işletme politikasına uygun hareket etmelerinin sağlanmasına daha fazla önem vermektedir. Ayrıca EMAS’ın denetim prosedürü ISO 14001’den daha kapsamlıdır (Nemli, 2000).

6. Çevresel Ürün Deklerasyonları

Bölüm 5.1.’de açıklanmıştır.

7. Çevresel Etiketleme

Bölüm 5.1.’de açıklanmıştır.

8. CE İşareti

Fransızca "Conformité Européenné” kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve "Avrupa’ya Uygunluk”u ifade eden CE işareti malların serbest dolaşımını sağlayabilmek amacıyla Avrupa Birliği’nin, 1985 yılında oluşturduğu "Yeni Yaklaşım” çerçevesinde uygulanan bir sağlık ve güvenlik işaretidir. CE işareti, bir ürün ya da ürün grubunun, Avrupa Birliği’nin Sağlık, Güvenlik, Çevre ve Tüketicinin Korunması konularında oluşturmuş olduğu ürün direktifleri olarak bilinen temel şartlarına uygun olduğunu gösterir. Ürün direktifleri, hangi ürünün ne tür temel şartları karşılaması gerektiğini ve/veya hangi performans seviyesinde olması gerektiğini belirler. CE İşareti ile AB genelinde kullanılmış olan değişik uygunluk işaretleri yerine AB direktiflerine uygunluğu belirten tek tip bir AB işareti kullanılması amaçlanmıştır. 1985 yılında hayata geçirilen mevzuatlar, başlangıçta "EC Mark” olarak kullanılırken, bu terim 1993’te yayınlanan 93/68/EEC direktifiyle resmi olarak "CE Marking” olarak değiştirilmiştir. Şu anda tüm Avrupa Birliği ülkelerinde CE Marking olarak kullanılmaktadır. Şu an sayısı 25’i bulan Yeni Yaklaşım Direktiflerinden biri veya bir kaçı kapsamına giren bir ürünün CE işareti taşımadan AB pazarına girebilmesi mümkün değildir.

 

CE işareti, ürünün satıldığı pazarda yasal olarak yer alabileceğinin bir işaretidir. CE işareti, ürünün herhangi bir uygunsuzluk durumunda, üretici firma tarafından koşulsuz geri çekileceğinin göstergesidir. CE işareti bir kalite işareti değildir. CE işareti ürünün ilgili direktiflerce belirlenen tüm şartlara uygun olarak üretildiğini ve kontrol edildiğini gösterir. Bir ürün birden fazla Yeni Yaklaşım Direktifine girebilmekte olup, gerekli şartlar yerine getirilerek ürün üzerine iliştirilen CE İşareti o ürünün bu direktiflerin tümüne uygun olduğunu göstermektedir. Direktiflere uygunluk, direktiflerde belirtilen ilgili uygunluk değerlendirme prosedürlerini takip ederek direktiflerin temel gereklerini karşılamak anlamına gelmektedir. Bu temel gerekler ürün güvenliğine yönelik şartları öngörmektedir. Bununla birlikte temel gerekler ürünün performans özellikleri ve kalitesine yönelik şartları direkt olarak belirtmemektedir. Dolayısıyla CE İşareti ürünlerin güvenliğine yönelik olup esas olarak Avrupa Birliği içerisinde serbest dolaşımı amaçlamaktadır.

 

9. Karbon Ayak İzi

İnsan faaliyetlerinin; karbondioksit cinsinden ölçülen ve üretilen sera gazı miktarı açısından çevreye verdiği zararın "ton.CO2-eşdeğer” cinsinden ölçüsüdür. Karbon ayak izi kurumlarca; yasal zorunluluklar, kurumsal sosyal sorumluluk, müşteri veya yatırımcı talepleri, pazarlama ve kurum imajı, zorunlu veya gönüllü sera gazı emisyonu azaltımı ve de emisyon ticaret mekanizmalarına katılım, vd. amacıyla hesaplanmaktadır.

 

Karbon Ayak İzi Üç Bileşenden Oluşur;

• Doğrudan Karbon Ayak İzi (Scope-1): Kurumların faaliyetleri için (ısınma veya üretim prosesi için) kullandıkları fosil yakıtlar ve kurumun sahip olduğu araçların kullandığı fosil yakıtların yaratmış olduğu emisyonlar Scope-1 altında değerlendirilmektedir.

 

• Dolaylı Karbon Ayak İzi (Scope-2): Kurumların tükettiği elektrik enerjisinin neden olduğu emisyonlar, kurumun başka bir kurumdan satın aldığı buhar, soğutma veya sıcak suya bağlı emisyonlar Scope-2 altında değerlendirilmektedir.

 

• Diğer Dolaylı Karbon Ayak İzi (Scope-3): Kurumların kullandıkları ürünlere (örneğin hammaddeden reklam amaçlı broşürlere kadar), aldıkları taşeron faaliyetlerine, kurumun kiralık araçlarının kullandığı yakıtlara, kurum çalışanlarının iş amaçlı kara, deniz ve hava ulaşımlarına bağlı tüm emisyonları Scope-3 altında değerlendirilmektedir.

 

Scope-3’ün hesaplanması kurumlar için oldukça zordur. Çünkü gerekli olan verilerin çoğunluğu başka kurumlardan sağlanması gerekmektedir. Kurumsal karbon ayak izi hesaplanmalarında GHG Protocol, PAS 2060 ya da ISO 14064 standartlarından birisi kullanılabilir

.

10. Su Ayakizi

Bir mal veya hizmet üretmek için gerekli tatlı su miktarının tüm tedarik zinciri içindeki ölçümünü ifade eden su ayak izi; hammaddenin işlenmesinden, doğrudan operasyonlara ve tüketicinin ürünü kullanmasına kadar geçen tüm süreci kapsar. Böylece, su ayak izi kavramı hem doğrudan su kullanımını hem de üretim sürecindeki dolaylı su kullanımını hesaba katar.

 

İlk su ayak izi çalışmaları, bir ülkenin su kaynaklarını ve doğrudan üretimdeki su ihtiyacını karşılayacak miktarı ortaya koymak için ülke çapında yapılmıştır. Giderek daha fazla popüler olan su ayak izi çalışmaları; ürünler, şirketler ya da ticari mallar özelinde gerçekleştirilerek, şirketlerin tedarik zincirlerinin incelenmesinde özel sektör tarafından da kullanılmaya başlanmıştır.

 

Su Ayak İzi, birim zamanda harcanan (buharlaşma dâhil) ve/veya kirletilen su miktarı ile ölçülmektedir. Bir bireyin, toplumun veya iş kolunun su ayak izi; bireyin veya toplumun tükettiği malların ve hizmetlerin üretimi için kullanılan veya üreticinin mal ve hizmet üretimi için kullandığı toplam temiz su kaynaklarının miktarıdır.

Mavi, yeşil ve gri su ayak izi su ayak izinde su kullanımını ve kalitesini temsil eden üç bileşendir. Mavi Su Ayak İzi, bir malı üretmek için ihtiyaç duyulan yüzey ve yeraltı tatlı su kaynaklarının toplam hacmi için kullanılır ve geleneksel olarak tatlı su denildiğinde akla gelen su kaynaklarıdır. Yeşil Su Ayak İzi, bir malın üretiminde kullanılan toplam yağmur suyudur. Ancak, yeşil su ayak izinde sözü edilen yağmur suyu kaybolmaz ya da yeraltı sularına karışmaz; toprakta ya da bir süre için toprak üstünde saklanır. Yağış miktarı, yeşil su arzını ve talebini etkilediği için, bir bölgenin yeşil su gereksinimi değerlendirilirken iklim değişikliği ve değişkenliği göz önünde bulundurulmalıdır. Gri Su Ayak İzi, kirliliğe yönelik bir göstergedir. Mevcut su kalitesi standartlarına dayalı olarak, kirlilik yükünün bertaraf edilmesi ya da azaltılması için kullanılan tatlı su miktarını ifade eder. Bu nedenle, gri su kavramı nüfus ve endüstriyel büyüme ile ilişkili olarak ele alınır (WWF-Türkiye, 2014). Su Ayak İzi ISO 14046 standardına göre gerçekleştirilmektedir.

11. Sürdürülebilirlik Raporlama

Sürdürülebilirlik raporu, kurumun sürdürülebilirlik kapsamındaki olumlu ve olumsuz etkilerinin iletişiminin yapıldığı ve şirket politikası, stratejisi ve operasyonlarını etkileyen bilgilerin devamlı aktarıldığı ve ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim performans bilgilerinin açıklandığı bir rapordur. Bu raporlamanın başlıca amaçları şöyledir:

• Karşılaşacakları risk ve fırsatları daha iyi anlamak,

• Kurumsal itibarı ve marka bağlılığını artırmak,

• Sürdürülebilirlik kapsamında kurumun etki ve performansını paydaşların anlamalarını sağlamak,

• Finansal ve finansal olmayan performans arasındaki bağlantıyı vurgulamak,

• Uzun vadeli yönetim stratejisi, politikası ve iş planlarını etkilemek,

• Sürdürülebilirlik performansını yasalara, normlara, yönetmeliklere, performans standartlarına ve gönüllü girişimlere göre değerlendirmek ve kıyaslamak,

• Kurumun sürdürülebilir kalkınma yönündeki beklentileri nasıl etkilediği ve onlardan nasıl etkilendiğini göstermek,

• Performansı kurum içinde ve başka kurumlarla karşılaştırmak,

• Ulusal mevzuata ve borsaya kotasyon şartlarına uymak.

Küresel Raporlama Girişimi (GRI) Sürdürülebilirlik Raporlaması Rehberleri geliştirerek sürdürülebilir küresel bir ekonomi için çalışan kâr amacı gütmeyen uluslararası bir organizasyondur.

Sürdürülebilirlik raporlamasını küresel ölçekte karşılaştırılabilir, güvenilir ve tutarlı hale getirmek için belirlenmiş standartlarda raporlama yapmayı sağlamaktadır.

Sürdürülebilirlik Raporlaması Çerçevesi, GRI tarafından temin edilen rehber niteliğindeki raporlama materyallerini kapsar. Raporlama Çerçevesi; Sürdürülebilirlik Raporlaması İlkeleri, Sektör Ekleri, Sınır Protokolü ve Teknik Protokollerden oluşmaktadır. Bu çerçeve herhangi bir sektörden ya da bölgeden, herhangi büyüklükteki veya yapıdaki kurumlar tarafından uygulanabilir. Raporlama Çerçevesi dünya çapında binlerce kurum tarafından sürdürülebilirlik raporlarını üretirken rehber olarak kullanılmıştır.

12. Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) firmaların yalnızca müşterileri, tedarikçileri ve çalışanları ile ilgili değil, aynı zamanda şirket faaliyetlerini yürüttüğü toplum içindeki diğer grupların ihtiyaçları, amaçları ve değerlerine ilişkin yürüttüğü gönüllü faaliyetler olarak tanımlanabilir. Diğer bir deyişle, firmaların kar amaçlı operasyonundan etkilenen bütün unsurlara zarar vermemek ya da bir fayda sağlamak için doğrudan kar amacı gütmeksizin yaptığı her türlü etkinlik KSS olarak nitelendirilebilir.

Günümüzde giderek yaygınlaşan bu uygulama organizasyonların amaçlarını ve değerlerini paylaştıkları bir sivil toplum kuruluşuyla işbirliğine girmesi ve ortak proje geliştirmesidir. Burada, yalnızca bir sivil toplum kuruluşunun projesine destek sağlamaktan yani sponsorluktan öte bir ilişki söz konusu olmaktadır. Organizasyon, sosyal katkı sağlayacak bir girişimi bir sivil toplum kuruluşu ile birlikte tasarlamakta, geliştirmekte ve bütün çalışanlarının gönüllü katılımını ve aktif çalışmasını sağlayacak düzeyde desteklemektedir.

Kurumlar, KSS uygulamaları kapsamında toplum yararını gözetmelerinin yanında kurumsal itibarlarının arttırmayı da hedeflemektedir. KSS, kurumsal kimliğin şekillenmesi ve kurumsal itibarın korunması için bir yöntem olarak ele alınmaktadır.

 

Kurumlar KSS çalışmaları çerçevesinde çok çeşitli alanlarda (kültür, sanat, eğitim, sağlık ve güvenlik, çevre, vd.) ve farklı uygulamalar gerçekleştirmektedir. Bunlara örnek olarak yeşil pazarlama, bağışlar, kendi çalışanlarını belirli bir toplumsal sorun kapsamında gönüllü çalışmaları için teşvik etmek, STK ile ortak bir çalışma yürütmek, doğal kaynakların korunmasına yönelik çalışmalar, vd. verilebilir (Taşlıyan M., 2012; Öztürk, 2013).

Avrupa Birliği’nin 2020 hedeflerine göre sürdürülebilir büyüme için çok stratejik bir kavram olarak tanımlanan

KSS’nin avantajları şöyle sıralanmaktadır:

• Karlılık için doğrudan bir fayda sağlar: Özellikle iş alanında yapılan iyileştirmelerin üretim ve ürün kalitesi üzerinde olumlu etkisi vardır. Çevreye verilen zararı en aza indirirken kullanılan yöntemler de masrafların azalmasını sağlamaktadır.

• Kurum imaj ve itibarı açısından fayda sağlar: İyi bir kurumsal vatandaş olmak kurumun daha fazla saygı görmesini sağlamaktadır. Kurumlar KSS etkinlikleriyle toplumda daha fazla fark edilmeye başlamaktadır. Bu etkinlikler aracılı ile kurum, ticari birlikler, kar amacı gütmeyen kurumlar, yatırımcılar, eğitim dünyası ve yerel topluluklar karşısında iyi bir imaj çizmektedir.

• Kurumlar, KSS yoluyla kurumsal değerlerini ortaya çıkarmayı seçebilir. KSS ve etik değerler birbiri ile ilintilendirilebilir.

13. 5 S Prensibi

5 S çalışma alanını temiz, düzenli ve amaca uygun biçime sokulması için uygulanan bir Toplam Kalite yaklaşımıdır. S ile başlayan 5 japonca kelimenin baş harflerinin bir arada ifade edilmesi nedeniyle 5S adı ile bilinmektedir.

• Seiri (Sort): Gereksiz, kullanılmayan malzeme / eşya / alet vb. şeylerin ayıklanması.

• Seiton (Set in Order): Malzemeler için en güvenli ve en etkin yerlerin belirlenip düzenlenmesi.

• Seiso (Shine): Her zaman temiz ve bakımlı çalışma ortamı sağlamak, malzeme ve ekipmanların temiz tutulması ve korunması amacıyla yapılan çalışmalar.

• Seiketsu (Standardize): İlk üç adımı 4 adımı birbirine bağlayan, süreçlerin tamamını kapsayan çalışmalar bütünüdür.

Tüm iş süreçlerinde devamlılığın sağlanmasının yanı sıra; çalışanların eğitimi, kurum bağlılığının oluşturulması, iyileştirmelerin duyurulması, kampanyalar yapılması ve çalışma gruplarının ödüllendirmesi gibi adımları da kapsamaktadır.

• Shitsuke (Sustain): Eğitim ve disiplin. 5S alanında tanımlanan standartların alışkanlık haline getirilmesi, çalışanların 5S düşünce tarzını her yerde kullanmaları (Keleş vd., 2013).

5 S işletmelerdeki düzen ve disiplini sağlamak için kullanılan hem basit, hem de işletmenin en küçük ayrıntılarının denetimini sağlayan ve diğer iyileştirme çalışmalarının temelini oluşturan bir sistemdir. 5 S güvenliğin arttırılmasına, iyileştirilmiş iş akışının sağlanmasına, daha iyi ürün kalitesinin elde edilmesine, stok savurganlığının önlenmesine ve çalışma alanındaki verimliliğin artmasına yardımcı olur.

5 S uygulama süreci şu aşamalardan oluşur:

1. Üst yönetimin izninin alınması,

2. Takımın oluşturulması,

3. Eğitim,

4. İş yeri incelemesi,

5. İyileştirme sürecinin başlatılması,

6. Kayıt ve tutanaklar.

14. Yalın Üretim

Emek yoğun üretim ile kitle üretimin avantajlarını birleştiren yalın üretim sistemi, Japon Toyoto firmasında ortaya çıkmıştır. 1980’li yılların sonlarına kadar Toyota Üretim Sistemi (Toyota Production System) olarak adlandırılan bu üretim anlayışı, en düşük maliyetle, kıt kaynakların çok daha tasarruflu kullanılacağı, müşteri tatmininin en üst düzeyde olacağı, üretim ve siparişlerin yerine getirilme süreleri minimuma indirilmiş, minimum stokla her türlü israftan ve değer katmayan unsurlardan arınmış bir sistem olarak geliştirilmeye başlanmıştır.

Yalın üretim uygulamaların esas amacı, işletmelerde sıklıkla görülen israfları azaltmaya ve ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu israfların sürekli olarak azaltılmaya ve ortadan kaldırılmaya çalışılması, maliyetlerde ve çevrim sürelerinde büyük azalışlarla sonuçlanmaktadır (Özçelik, 2013).

Bu yaklaşım tarafından maaliyetlerin artmasına neden olan önlenmesi gereken israf noktaları şöyle belirlenmiştir:

• İhtiyaç fazlası üretim: Müşterinin talebinden daha fazla miktarda üretim yapılması ihtiyaç fazlası üretimdir. Örneğin, yüksek tezgah hazırlama süreleri nedeniyle parti büyüklüklerinin (bir defada üretilen ürün miktarı) fazla olması müşterinin ihtiyacından daha fazla üretim yapılmasına neden olur. Müşteri talebini aşan üretim miktarı satılamayıp stoklanır. Stoklar için, stoklama alanı (ambar vb.) tahsis etmeniz ve burada personel çalıştırmanız gerekir ki bu da ürüne bir değer katmayıp sadece israfa neden olur.

• Malzeme nakli: Malzemenin bir iş istasyonundan ötekine taşınması (nakli) zaman ve kaynak (işgücü, taşıma aracı vb.) israfına neden olan bir faaliyettir. Çünkü malzeme nakli ürüne herhangi bir değer katmayıp, müşterinin gözünde bir önemi yoktur.

• Stoklar: Stok bulundurmak, ilk madde ve malzeme stoku şeklinde olsun, yarı mamul stoku şeklinde olsun veya mamül stoku şeklinde olsun ürüne müşteri gözünde bir değer katmaz. Ayrıca stoklara, bunlar satılıp paraya dönüştürülünceye kadar sermaye bağlanır. Bu nedenle stokların asgari düzeyde tutulması esas alınmalıdır.

• Hareket: Burada hareket ifadesi ile yukarıda incelenen malzeme nakli kastedilmemektedir. Burada kastedilen çalışanların ve makinelerin hareketidir. Fabrika içinde bu yönden fazla hareket, kazalara, gecikmelere veya malzemenin yıpranmasına neden olur. Bu da müşteri yönünden ürüne bir değer katmayıp, israftan başka bir şey değildir.

 

• Gereksiz işlemler ve karmaşıklık: Ürün üzerinde müşterinin ihtiyacından fazla işlem yapılmamalıdır. Müşteri için nelerin önemli olduğu belirlenmeli ve üründe bu özelliklerin bulunması sağlanmalıdır. Bunun ötesindeki işlemler müşteri için ekstra bir değer ifade etmeyecektir.

Müşterinin ihtiyacının ötesinde ince, karmaşık ve maliyetli işlemlere girişilmesi israfa neden olur.

• Beklemeler: Ürünler işlenmek için, iş istasyonlarının önünde beklememelidir. Bekleme sürelerinde ürün üzerinde hiçbir işlem yapılmamakta olup israf oluşmaktadır.

15. Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi

Ürün ve hizmetlerin yaşam döngüsü boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerin yönetimi ve iyi yönetişim ilkelerinin teşvik edilmesi ya da klasik Tedarik Zinciri Yönetimi yaklaşımının her aşamasında sürdürülebilirliğin öne çıkarılarak uygulanması olarak tanımlanabilir. Tedarik zinciri sürdürülebilirliği, ürün ve hizmetlerin yaşam döngüsü boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin yönetimi ve iyi yönetişim uygulamalarının teşvik edilmesidir. Tedarik zinciri sürdürülebilirliğinin amacı, ürün ve hizmetlerin pazara ulaştırılması sürecine dahil olan tüm paydaşlar için uzun vadeli çevresel, sosyal ve ekonomik değerler yaratmak, bu değerleri korumak ve geliştirmektir. Şirketlerin tedarik zinciri sürdürülebilirliği çalışmalarına başlaması için çok sayıda neden vardır. Bu nedenlerin başında, kanun ve yasal düzenlemelerle uyumu sağlamak, sürdürülebilir iş etiği ve davranış kuralları için oluşturulmuş uluslararası standartlara bağlı kalmak ve bu standartları desteklemek gelir. Buna ek olarak, şirketler, giderek artan biçimde daha iyi sosyal, ekonomik ve çevresel etkiler oluşturan eylemlere yönelmektedir, çünkü toplumda bu tür bir beklenti bulunmaktadır ve bu yönde eylemde bulunmanın ticari açıdan da faydaları vardır. Şirketler, tedarik zincirleri boyunca ekonomik, sosyal ve ekonomik performansı yöneterek ve iyileştirmeye çalışarak hem kendi çıkarları doğrultusunda, hem de paydaşlarının ve tüm toplumun çıkarları doğrultusunda davranmış olurlar. Bir sürdürülebilir tedarik zinciri uygulamasını hayata geçirmek için en yaygın olarak kullanılan nedenler üç ana başlık altında toplanabilir:

Kurumsal Risk Yönetimi:

• Şirketlerin, tedarikçilerinin insan hakları, çalışma koşulları, çevre ve yolsuzlukla ilişkili uygulamaları nedeniyle oluşabilecek gecikme veya kesinti risklerinden kendilerini koruyabilmelerinin yolu, tedarikçilerinin etkili uyum programlarına ve güçlü yönetim sistemlerine sahip olmalarını sağlamaktadır.

• Ana girdiler için tek bir tedarikçiye sahip şirketler açısından yönetimsel riskler bu kaynaklara sürekli ulaşımın sağlanması açısından da kritik önemdedir: Müşteri ve yatırımcıların beklentileri, gün geçtikçe şirketleri çok daha sorumlu bir tedarik zincirine sahip olmaya itmektedir.

Sosyal ve çevresel konuların güçlü bir şekilde yönetimi, şirketlerin itibarlarına ilişkin riskleri yönetmelerinde yardımcı olabilir.

• Tedarik zinciri sürdürülebilirliği ile şirketler güçlenmesi beklenen çevresel yasal düzenlemelere, kapsamı genişleyen ürün sorumluluğu mevzuatına ve gelecekte ortaya çıkabilecek yükümlülüklere tedarikçilerinin uyumunu sağlayabilirler.

Etkinlik Sağlamak:

Tedarik zincirinde etkinlik sağlamaya odaklanmak, daha az enerji, su, doğal kaynak ve sentetik materyal kullanımı doğrultusunda tedarik zincirinizin çevresel ayak izini azaltırken şirketinizin de satın alma maliyetlerini düşürebilir.

Bu, işçi sağlığı ve güvenliğinin zarar görmesi riskini azaltabileceği gibi işçilerin motivasyon ve verimliliğini de artırabilir.

Sağlanabilecek faydalar şunlardır:

• Güçlü işgücü ve iş sağlığı güvenliği uygulamaları maliyet etkinliği ve verimlilik artışı ile sonuçlanabilir,

• Doğal kaynakların çıkartılması ve yönetimi, lojistik ve üretim de dahil olmak üzere tedarik zincirindeki temel süreçlere ilişkin artan mutabakat kaynakların daha iyi yönetimine olanak verir,

• Daha verimli bir şekilde tasarlanmış süreçler ve sistemler girdileri ve maliyetleri azaltır.

Verimlilik ve etkinliğe ilişkin girişimler, tedarik zincirindeki farklı adımları, temel sosyal ve çevresel etkileri ve maliyet faktörlerini tam anlamıyla anlamayı gerektirir. Şirketler, etkin iletişim yoluyla sorunlarla ilgili temel nedenleri hedef alarak, faaliyetlerini etkileyen konulara ve sürdürülebilirlik trendlerine ilişkin derinlemesine bir anlayış geliştirerek ve iyileştirmelere yönelik değerlendirme ve öncelikleri paylaşarak iyileştirmeleri gerçekleştirebilir ve faydalar elde edebilir.

Sürdürülebilir Ürünler Oluşturmak:

Sürdürülebilirliğe ilişkin konularda tedarikçilerle işbirliği kurmak yenilikçi ürünleri teşvik edebilir. Bu tür girişimlere dahil olan şirketler mevcut ürünlerine yeni özellikler ve performans nitelikleri eklemekte, hatta yeni ürünler geliştirmektedir. Örneğin; sürdürülebilir ürünler geleneksel ürünlere göre daha az olumsuz çevresel etki oluşturabilir veya kullanım ömrü ve imha edilme seçenekleri iyileştirilmiş olabilir. Ürünlerin sürdürülebilirliğinin, bazı şirketler için ürünü farklılaştıran bir unsur olması ve satışları artırması da mümkündür (BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Ofisi ve BSR, 2010).

Kaynakça

Baki B., 2003., ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Türkiye Uygulamaları, III.Ulusal Üretim Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, İstanbul Kültür Üniversitesi, 19-20 Nisan 2003, İstanbul.

BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Ofisi ve BSR, 2010. Tedarik Zinciri Sürdürülebilirliği Rehberi, http://www.unglobalcompact.org/docs/issues_doc/supply_chain/SupplyChain-Rep_TR.pdf

Demirer G.N., 2010. Eko-verimlilik (Temiz Üretim) Merkezleri, Ulusal Eko-verimlilik (Temiz Üretim) Merkezi Toplantısı,

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 6 Nisan 2010. Demirer G.N., 2011a. Yaşam Döngüsü Analizi, Sürdürülebilir

Üretim ve Tüketim Yayınları, Bölgesel Çevre Merkezi-REC Türkiye, ISBN: 978-975-6180-42-6, http://www.rec.org.tr/dyn_files/20/5928-I-YASAM-DONGUSU-ANALIZI.pdf.

Demirer G.N., 2011b. Endüstriyel Simbiyoz Kavramı ve Uygulama Örnekleri”, İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi Bilgilendirme Toplantı ve Çalıştayı, TTGV, 22 Eylül 2011, Adana; 1 Aralık 2011, Mersin, 7 Mart 2012, Ceyhan.

Demirer G.N., 2013a. Bölgesel Kalkınma Açısından Endüstriyel Simbiyoz Yaklaşımı, Kalkınma Ajansları ve Bölge Planları için Endüstriyel Simbiyoz Çalıştayı, Kalkınma Bakanlığı, TTGV, 31 Ocak – 1 Şubat 2013, Ankara.

Demirer G.N., 2013b. Sürdürülebilirlik ve Kaynak Verimliliğine Yönelik Güncel Gelişme ve Yaklaşımlar, Kalkınma

Ajansları ve Bölge Planları için Endüstriyel Simbiyoz Çalıştayı, Kalkınma Bakanlığı, TTGV, 31 Ocak – 1 Şubat 2013, Ankara.

Erginel N., 2001. ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemleri Standardı ve Türkiye’deki Durumu, II.Ulusal Üretim Araştırmaları

Sempozyumu 8-9 Kasım 2001, İstanbul. Glavic, P. ve Lukman, R., 2007. Review of Sustainability Terms and Their Definitions. Journal of Cleaner Production, 15, 1875-1885.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) ve PwC Türkiye, 2011. Türk İş Dünyası’nda sürdürülebilirlik uygulamaları değerlendirme Raporu, Ekim 2011.

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), 2012. İzmir’de Eko-Verimlilik (Temiz Üretim) Uygulamalarının Yaygınlaştırılmasına Yönelik Strateji Çalışması Raporu,

ISBN 978-605-5826-08-6, Ekim 2012, İzmir (http://www.izka.org.tr/files/eko_verimlilik_sonuc_raporu.pdf).

İzmir Ticaret Odası (İTO), 2006. Avrupa Birliği’nde Kimya Sektörü, İTO Dış İlişkiler Müdürlüğü, Temmuz 2006, İzmir.

Keleş A.E., Gürsoy G., Çelik Tantekin G., 2013. 5s Sistematiği Aşamaları ve Örnek Bir Uygulama, Çukurova Üniversitesi

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dergisi, 28(2), 51-60, Aralık 2013.

Nemli E., 2000. Çevreye Duyarlı İşletmecilik ve Türk Sanayinde Çevre Yönetim Sistemi Uygulamaları, İstanbul Sanayi

Odası Çevre Şubesi, Yayın No:2000/11, İstanbul, Kasım 2000.

Özçelik F., 2013. Yalın Üretim Ortamına Uygun Maliyet Sistemi Seçimi, Yönetim ve Ekonomi, Cilt:20 Sayı:1 Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F., Manisa. Öztürk M.D., 2013. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, T.C. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 3021, 2. Baskı, ISBN: 978-975-06-1681-5, Eskişehir.

Ricci A., 2012. Sustainability in the Chemical Industry, SAM Sustainability Investing, SAM Insight – 03/2012.

Sarıkaya M. ve Kara F.Z., 2007. Sürdürülebilir Kalkınmada İşletmenin Rolü: Kurumsal Vatandaşlık”, Yönetim ve Ekonomi

Dergisi, 14, 2. Taşlıyan M., 2012. Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Modern İş Dünyasının Vicdani Gereği, Ankara Sanayi Odası Yayın Organı, Mayıs/Haziran 2012, 23-42.

Tokgöz N. ve Önce S., 2009. Şirket Sürdürülebilirliği: Geleneksel yönetim anlayışına alternatif, Afyon Kocatepe Üniversitesi,

İ.İ.B.F. Dergisi (C.X I,S I, 2009) 249-275.

Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD), 2010. Üçlü Sorumluluk Uygulama Kılavuzu, Revizyon 4, Nisan 2010.

Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), 2010. Türkiye’de Temiz Üretim Uygulamalarının Yaygınlaştırılması için Çerçeve

Koşulların ve Ar-Ge İhtiyacının Belirlenmesi Projesi, Sonuç Raporu, TTGV, ÇOB, http://www.ttgv.org.tr/tr/temiz-uretim.

United Nations Environment Programme (UNEP), 1996. Cleaner Production: A Training Resource Package. Paris:

United Nations Publications.

United Nations Environment Programme (UNEP), 2000.

Cleaner Production Assessment in Fish Processing. Paris: UNEP Technology, Industry and Economics.

Üstünay M., 2008. İşletmelerin Sosyal Sorumlulukları Çerçevesinde Yeşil Pazarlama Uygulamaları ve Kimya Sektörüne

Yönelik Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi, Edirne.

WWF-Türkiye, 2014. Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu: Su, Üretim ve Uluslararası Ticaret İlişkisi, ISBN: 978-605- 86596-7-4.

0 0

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum yapın

Ad:: Bu alanın doldurulması zorunludur.
E-posta: Bu alanın doldurulması zorunludur. (Gizli tutulacaktır)
Web::
Güvenlik Kodu:: Bu alanın doldurulması zorunludur.
Yorum: Bu alanın doldurulması zorunludur.