Prof. Dr. Göksel N. Demirer - Eko-Endüstriyel Parklar

Prof. Dr. Göksel N. Demirer - Eko-Endüstriyel Parklar


Prof. Dr. Göksel N. Demirer / Orta Doğu Teknik Üniversitesi - Çevre Mühendisliği Bölümü

Doğal ekosistemlerdeki verimliliğin endüstriyel sistemlere de uygulanması amacıyla geliştirilmiş bir kavram olan Endüstriyel Simbiyoz (ES), endüstriyel işletmelerin karşılıklı fayda sağlayacakları ortaklıklar kurması olarak tanımlanabilir. Bu ortak kullanım atıklar başta olmak üzere, diğer kaynakları da (enerji, lojistik, insan gücü, yatırım, su, vd.) kapsayabilir. ES uygulamaları işletmelere atık ve yan ürünlerin geri kazanılması, kaynak kullanımında ve çevresel emisyonlarda azalma ile hammadde ve enerjinin verimli kullanılması gibi faydalar sağlar.

 

Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımına göre, aktörler entegre madde ve enerji akışları çerçevesinde organize edilebilir. Şekil 1 madde ve enerji geri dönüşümünün arttırılmasına yönelik bir örneği göstermektedir. Bu yolla önemli madde ve enerji kazanımların sağlanabileceği endüstriyel ekosistemler geliştirilebilir (Wolf, 2007).

 

Endüstriyel Simbiyoz AB politika ve stratejilerinde yer alan bir kavramdır. Örneğin, 2020 Avrupa Stratejisinin bir parçası olan "Kaynak Verimliliği Girişimi” çerçevesinde yayınlanan "Kaynak Verimli Avrupa için Yol Haritası”nda Endüstriyel Simbiyoz kavramı çerçevesinde elde edilebilecek kaynak verimliliği artışlarının tüm üye ülkeler için bir öncelik olması gerektiği vurgulanmıştır (Demirer, 2014). Ayrıca, Endüstriyel Simbiyoz "Avrupa 2020: Akılcı, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Büyüme Stratejisi”ne dayanan uzun vadeli ve kalıcı bir ekonomik iyileşmenin sağlanması için kaynak verimliliği, yeşil büyüme ve düşük karbon ekonomisi kavramlarına vurgu yapan ve 2 Temmuz 2014’te yayınlanan "KOBİ’ler için Yeşil Eylem Planı”nda yer alan kaynak verimliliği araçlarından birisidir (EC, 2014).

 

Eko-Endüstriyel Parklar Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımının somut bir uygulamasıdır. Bu uygulamada birbirinden bağımsız ve tercihen birbirine yakın konumlanmış endüstriyel tesisler, ortak fayda sağlamaya yönelik olarak ilintilendirilir. Eko-Endüstriyel Parklarda üretim ve hizmet sektöründe yer alan ve çevresel ve ekonomik performanslarını arttırmak isteyen işletmeler, bir araya gelerek çevresel ve kaynak (enerji, su, madde, atık, vd.) eldesine ilişkin konularda işbirliği yaparlar. Birlikte çalışarak elde edilecek toplam fayda işletmelerin sadece kendi işleyişlerini optimize ederek elde edecekleri işletme bazındaki faydaların toplamından daha fazla olacaktır (Demirer, 2013).

 

Chertow (2000)’a göre bir Eko-Endüstriyel Park;

• Bir yan ürün değişimi ya da değişim ağından,

• Bir geri dönüşüm iş kümesinden (kaynak, geri kazanım ya da geri dönüşüm şirketleri),

• Çevresel teknoloji şirketlerinin toplamından,

• Yeşil ürün üreten şirketlerin toplamından,

• Tek bir çevresel tema ile tasarlanmadan (örneğin güneş enerjisiyle çalışan),

• Çevre dostu altyapı ya da inşaatı olan bir parktan,

• Endüstriyel, ticari veya yerel kalkınmadan daha fazlası olmalıdır.

 

Eko-Endüstriyel Park Modelleri

Eko-Endüstriyel Parklar, varolan maddesel değişimlerin niteliğine göre sınıflandırılabilir. Chertow (2000) 18 endüstriyel parkı incelediği bir çalışması sonucunda, madde/malzeme değişimi bazında, 5 farklı eko-endüstriyel park modeli önermiştir:

 

Model 1: Atıkların Diğer İşletme/Kuruluşlara Verilmesi

Bu modelde işletmeler atıklarını bir aracı işletme (örneğin lisanslı atık yönetimi firması) ya da kuruluşa (örneğin belediyenin geri dönüşüm tesisi) verir. Atık değişimi tek taraflı ve yaşam döngüsü-sonu odaklıdır. Ölçek olarak, yerel, bölgesel, ulusal veya uluslararası olabilir. Model 1 kapsamında sadece maddesel değişim söz konusu olup, su ve enerji değişimi yoktur. Atık borsası uygulamaları, atıkların hurdacılara satılması ya da atıkların bir atık yönetimi işletmesinden hizmet alınarak yönetilmesi Model 1’e örnek olarak verilebilir. Model 1 uygulamaları Endüstriyel Simbiyoz tanımına en uzak olan modellerdir ve değişimler tipik olarak daha eski, geleneksel madde akışlarını içerir.

 

Model 2: İşletme/Organizasyon İçi Değişim

Bazı tür madde değişimleri temel olarak bir işletmenin sınırları içerisinde, başka işletmelerin katılımı olmaksızın gerçekleşir. Bu modelde büyük işletmelerin alt birimleri ayrı işletmeler gibi davranır ve Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımıyla hareket ederler. Sonuç olarak işletme bünyesinde ürünlerin, proseslerin ve ürün satın alma ile ürün tasarımı gibi hizmetlerin bütün yaşam döngüsünü değerlendirerek önemli kazanımlar elde edebilir. Bu model Fujisawa (Japonya) ve Yale Üniversitesi

(ABD) projelerinde uygulanmıştır.

 

Model 3: Aynı Eko-Parkta Birlikte Yer Alan İşletmeler Arasındaki Değişim

Bu modelde, endüstriyel bir parkta yer alan işletmeler ve diğer organizasyonlar enerji, su ve madde/malzeme değişiminde bulunur. Bilgi, uzmanlık, ulaşım, pazarlama ile lisans alma gibi konularda da işbirliğinde bulunulabilir. Model 3 yaklaşımı çoğunlukla tanımlı bir endüstriyel park alanındaki işletmelerde uygulanır ancak park alanının dışındaki olası ortaklarla da işbirliği yapılabilir.

 

Model 4: Komşu Olmayan işletmeler Arasındaki Değişim

Bu modelin başlangıç noktası bir bölgedeki işletmeler arasında var olan simbiyotik ilişkilerdir. Var olan işletme "doku”suna uygun diğer işletmelerde bu bölgeye taşınır/ yerleşir ve simbiyotik ilişki ağına dahil olur. Bu model bir Eko-Park olarak tasarlanmamış olmakla birlikte, coğrafi yakınlık (örneğin Kalundborg’da 5 km) işletmeler arasında simbiyotik ilişki kurulmasına izin vermektedir. Kalundborg endüstriyel parkı Model 4‘e örnek olarak gösterilebilir. Bu parkta ana ortaklar komşu olmayıp, 3,2 km çapındaki bir alan içersinde yer alır. Her ne kadar bu alan bir Endüstriyel Park olarak planlanmasa da, zaman içinde yeni işletmelerin ağa katılımı ile bir eko-park oluşmuştur.

 

Model 5: Geniş Bir Bölgede Sanal Olarak Organize Olmuş İşletmeler Arasındaki Değişim

Model 5’teki madde değişimleri aynı yerleşkede/bölgede bulunmayan işletmeler arasındaki sanal bağlantıya dayanır. Bu Model birbirine yakın olmayan birden çok işletmenin sanal olarak bağlantı kurup, Endüstiyel Simbiyozdan yararlanmasına olanak tanır. Bu modelin ilgi çekici bir yönü de, Kalundborg örneğinde olduğu gibi, tarımsal ve diğer işletmelerin, çoğunlukla boru hattı, ya da karayolu, demiryolu, vd. nakliye kullanarak uzaktaki parklarla bağlantı kurabilme potansiyelidir. Bu ağa dahil olabilecek işletme sayısı diğer modellere göre çok daha fazla olduğundan, simbiyotik ilişki olasılığı da fazladır. Ancak, nakliye maliyetleri bu seçenekleri sınırlandırmaktadır (Chertow, 2000).

 

Eko-Endüstriyel Parkların Değerlendirilmesi

Gibbs vd. (2005) tarafından yapılan bir araştırmada, 10 tanesi ABD, 9 tanesi Avrupa’da yer alan 19 Eko-Endüstriyel Park’ın incelenmesi sonucu yer seçimi, hedefler, çevresel, sektörel, sosyal özellikler, vd. konularda elde edilen deneyimler aşağıda özetlenmiştir:

• Eko-Endüstriyel Parklar çok büyük ölçüde aktif ya da planlanan endüstriyel bölgelerde geliştirilmiştir.

• Ulaşım olanakları, var olan/planlanan altyapı, vergi indirimi ile diğer teşvik ve fonlara uygunluğun yer seçiminde rol oynayan önemli kriterler olduğu saptanmıştır.

• İncelenen 19 Eko-Endüstriyel Parkın oluşturulmasında rol oynayan ana hedefler arasında:

- Sürdürülebilir kalkınma (17/19),

- Çevre koruma (16/19),

- İstihdam yaratma (15/19),

- Ekonomik Kalkınma (15/19) yer almıştır.

• Eko-Endüstriyel Park

- Alanları 2-1600 hektar (ortalama 235 hektar),

- Çalışan sayıları 20-4000 (ortalama 951),

- İşletme sayıları 3-760 (ortalama 91) arasında değişmiştir.

• Diğer aktörler de çeşitli oranlarda yer almakla birlikte, incelenen tüm (19/19) örneklerde Eko-Endüstriyel Parkların geliştirilmesinde yerel, bölgesel ve ulusal kamu kurumları önemli roller üstlenmiştir.

• Özel işletmeler ya da işletme konsorsiyumları 13, Ekonomik Kalkınma Ajansları 10, danışmanlar ya da danışmanlık firmaları 11 ve yerel kuruluşlar ve STK’lar 7 Eko- Endüstriyel Parkın kuruluşunda aktif rol almışlardır.

• İncelenen örneklerin %80’i Eko-Endüstriyel Parkın oluşturulmasında en az bir kuruluşun liderlik yaptığını belirtmişlerdir. Dokuz örnekte bu görevi yerel ya da bölgesel bir kamu kurumu üstlenmiştir. Diğer lider kuruluşlar arasında kar amacı güden ve gütmeyen işletmeler, Ekonomik Kalkınma Ajansları, vd. yer almıştır.

• Eko-Endüstriyel Parkların kuruluşu için gerekli fon büyük ölçüde (17/19) kamu sektörü tarafından sağlanmıştır. Özel sektörde kimi Parkların kuruluşunda fon sağlamıştır (9/19).

 

• Eko-Endüstriyel Parkların işletilmesi 5 Parkta yerel ve bölgesel, 5 Parkta ulusal kamu kurumları ve 4 Parkta özel sektör tarafından yürütülmüştür.

• İncelenen 19 Eko-Endüstriyel Parkın:

- 14 tanesinde yenilenebilir enerji kullanımı,

- 13 tanesinde ortak atıksu arıtımı,

- 11 tanesinde işletmeler arası maddesel değişim (atık, enerji, su, vb.),

- 14 tanesinde yeşil binalar ve teknoloji kullanımı,

- 7 tanesinde çevreye duyarlı ürünler üretimi,

- 14 tanesinde ortak bakım onarımı,

- 11 tanesinde ortak pazarlama,

- 9 tanesinde ortak Ar-Ge,

- 11 tanesinde ortak eğitim,

- 13 tanesinde ortak işe alma faaliyetleri gerçekleştirilmektedir (Gibbs vd., 2005).

Lozan Üniversitesi, Endüstriyel Ekoloji Grubu tarafından AB 7. ÇP desteği ile yürütülen ve 2012 yılında yayınlanan bir projenin sonuçlarına (Massard vd., 2012) göre 18’i Avrupa’dan olmak üzere toplam 27 ülkede 296 tane "ekoinovasyon” parkı vardır. Bu raporda "eko-inovasyon” parkı "endüstriyel ekosistem, endüstriyel simbiyoz, yeşil endüstriyel park, entegre endüstriyel park, eko-endüstriyel gelişim, eko-endüstriyel park, vb.” kavramları içeren bölgeler olarak tanımlanmıştır. Bu raporda bunlardan detaylı bilgiye ulaşılan 175 tanesi için değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirme sonuçları 139 tane örnek endüstriyel parktan oluşmaktadır. Bu parkların belirlenmesinde kullanılan "eko-kriterler” arasında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, atık yönetimi, su yönetimi, işletmeler arasında maddesel değişim, arazi kullanımı, ulaşım, çevre yönetimi, iş yeri güvenliği, vd. yer almaktadır. İncelenen 175 örneğin:

• 119 tanesinde ortak atık yönetimi,

• 107 tanesinde ortak enerji verimliliği çalışmaları,

• 104 tanesinde işletmeler arasında maddesel değişim,

• 102 tanesinde ortak su yönetimi,

• 76 tanesinde ortak yenilenebilir enerji uygulamaları mevcuttur.

Aynı çalışmada eko-parkların başarısına etki eden faktörler de incelenmiştir. Bu faktörler arasında yer alan:

• Organizasyonel ve kurumsal yapının 106 örnekte,

• Bilim ve teknoloji kurumları ile işbirliğinin 78 örnekte,

• Katma değer eldesinin 64 örnekte,

• Politik enstrümanların 57 örnekte,

• Finansal teşviğin 47 örnekte,

• Sektörel çeşitliliğin 45 örnekte yer aldığı vurgulanmıştır (Demirer, 2013).

 

Eko-Endüstriyel Park Oluşumunda Farklı Paydaşların Rolleri

Sayıları gittikçe artan Eko-Endüstriyel Parklar yoksulluğun azaltılması, çevrenin korunması ve ekonomik kalkınma gibi üç önemli hedefe hizmet etmektedir. Farklı amaç ve çıktılar için farklı model ve yaklaşımlar ile kurgulanan ve işletilen Eko-Endüstriyel Parkların karşılaştığı sürdürülebilirlik kısıtlamalarının. farklı paydaşların bir araya gelerek çalışması ile çözülebileceğini gösteren çeşitli çalışmalar vardır. Bu süreçte önemli rol oynayan temel paydaşlar kamu kurumları, iş çevreleri ve araştırma kurumları olarak tanımlanabilir (Şekil 2) (Anbumozhi vd., 2013).

 

Eko-Endüstriyel Parklarda Kamu Kurumlarının Rolü

Eko-endüstriyel Parklar çevresel, ekonomik ve toplumsal olarak sürdürülebilir büyümeyi ve rekabetçiliği desteklemek üzere tasarlanır. Farklı sanayi kuruluşları ya da sektörler (sanayi, tarım, enerji, kentsel, ticari, vd.) arasında sinerji yaratabilmek için uygun bir kamusal alt yapı (yasa, yönetmelik, teşvik, vd.) gereklidir. Farklı Eko-Endüstriyel Park modelleri için entegre (çevresel ve ekonomik) politikaların geliştirilmesi ve uygulanması kamunun bu konudaki en önemli rolünü oluşturur.

Eko-endüstriyel Parklar kendiliğinden (tabandan tavana) ya da koordineli bir çaba sonucu (tavandan tabana) kurulabilir. Bu esnek yapıya uygun ortamı sağlayacak kamusal düzenlemeler başarı için ön koşuldur.

 

Her ne kadar, Eko-Endüstriyel Parklar yerel sinerjilerden faydalanmak isteyen girişimci bir kültürün sonucunda oluşturulsa da, uygun kamusal alt yapı olmadığı durumda bu girişimlerin sonuçlanma ihtimali çok düşüktür. Ayrıca, Eko-endüstriyel park seviyesindeki eko-girişimcilik ulusal ve küresel ölçekteki rekabeti de etkilemektedir. Bu bağlamda, tedarik zincir gelişimini, işletmeler arası işbirliği ve ağların oluşturulması, vb. bölgesel kalkınma politikalarını destekleyen kamusal düzenlemeler de Eko-Endüstriyel Parkların kurulması ve sürdürülebilirliği için çok önemlidir (Anbumozhi vd., 2013).

 

Eko-Endüstriyel Parklarda İş Çevrelerinin Rolü

Eko-Endüstriyel Park endüstriyel etkinliklerin çevreye, kalkınmaya ve toplumsal gelişime etkisini incelemek ve geliştirmek için kullanılabilecek yönetsel bir araç olarak da tanımlanabilir. Ancak, Eko-Endüstriyel parklar sürekli olarak gelişen piyasalar ve dinamik rekabetçilik koşullarıyla başa çıkmak zorundadır. Bu bağlamda, Eko-Endüstriyel parkların Endüstriyel Ekoloji prensiplerini esnek ve yenilikçi bir anlayışla kullanabilmesi gereklidir. Eko-Endüstriyel Parklar ithalata dayalı endüstriyel üretim sistemleri değildir. İşletmeler eko-verimlilik hedefine yönelik birbirleriyle ve ayrıca diğer yerel ekonomik etkinliklerle etkileşim içinde çeşitli ekonomik, çevresel ve toplumsal faydalar yaratırlar.

İş çevreleri Eko-Endüstriyel Parklar aracılığı ile, aşağıdaki farklı ama birbirini tamamlayan yaklaşımları kullanarak, endüstriyel işletmelerin toplumsal refah yaratma potansiyelini artırmalıdır:

 

• Hem var olanları güçlendirip hem de yenilerini kurarak, işletmeler arası ağların hem rekabetçilik hem de ekoinovasyonu güçlendirdiğinin gösterilmesi,

• Eko-Endüstriyel Parklarda yer alan KOBİ’ler ile park dışında yer alan diğer işletmeler arasında tedarik zincir bağlantıları kurulmasının sağlanması,

• Eko-Endüstriyel Parklar’da üretilen eko-ürün ve hizmetlerden park dışında da yararlanabilecek işletmelerin, diğer paydaşların ve pazarların bilgilendirilmesi,

• Yaratılan yeni iş olanaklarından yerel halkın yararlanabilmesi için bilgilendirme yapılması ve eğitim için programlar düzenlenmesi,

• İşletmelerin eko-ürün ve hizmet satışlarının arttırılması,

• Eko-Endüstriyel Parklar’a yeni işletmelerin taşınmasını sağlamak üzere önlemler (teknik destek, ekonomik teşvik, alt yapı olanakları, vd.) alınması (Anbumozhi vd., 2013).


Eko-Endüstriyel Parklarda Araştırma Kurumlarının Rolü

Bilgi inovasyonun ve rekabetçiliğin temelidir. Eko- Endüstriyel Parklar bilginin yaratıldığı, aktarıldığı ve kullanıma uygun hale getirildiği yerlerdir. Araştırma kurumları ile Eko-Parklarda faaliyet gösteren işletmeler arasındaki iş birliği maliyetleri azaltma ve inovasyonu destekleme bazında kritik bir destek sağlar. Yeni beceriler Ar-Ge faaliyetleri ile yaratılır. Bu beceriler de işletmeler tarafından yeni iş olanaklarına dönüştürülür. Yaratılacak ağlar ile ilgili tüm paydaşlar arasında bilgi alış-verişine olanak sağlanır. Araştırma kurumları ile işletmeler arasındaki bilgi alışverişi farklı biçimlerde gerçekleşebilir. Araştırma kurumları üniversiteler, teknoloji enstitüleri, düşünce kuruluşları, vb.den oluşur. İşletmeler Ar-Ge ihtiyaçlarını kendi bünyelerinde/ bölgelerinde/sektörlerinde bulunan Ar-Ge departmanları ya da merkezleri ve/veya hizmet satın alımı yoluyla diğer araştırma kurumlarından sağlayabilirler.

Eko-Endüstriyel Parklar, sadece birbiriyle bağlantılı işletmeleri, iş ortaklıklarını ve işbirliği yapılan araştırma, vd. kurumlarını içeren değil, aynı zamanda eğitim ve teknik destek sağlayan kümelerdir. Bu kümelenme biçimi zaman içinde farklı altyapıya sahip aktörlerin sürekli etkileşim halinde olduğu bir inovasyon merkezine dönüşür. Eko-Endüstriyel Parkların tipik bir özelliği ise farklı sektörler arasındaki bilgi transferini sağlamasıdır. İşletmelerin Endüstriyel Simbiyoz uygulamaları konusunda bilimsel bilgiye ulaşabilmeleri, girdi, çıktı, vd. ortaklıklar kurulması bazında uyumlu olmaları ile işletmeler arası iletişim ağları, Eko-Endüstriyel Parkların bilgiyi, öğrenmeyi ve inovasyon paylaşımını içselleştirmesini destekleyen ana koşullardır. Eko-Endüstriyel Parkların kurulması ve işletilmesi süreçlerinde kullanılabilecek bilgi kaynakları aşağıda listelenmiştir.


İşletme içi kaynaklar;

• Yaparak öğrenme,

• Varolan uygulama ve teknolojinin geliştirilmesi,

• Geliştirilmiş proses ve uygulamalar,

• İşletme içerisindeki ürün, süreç ve uygulamaların kritik bir bakış açısı ile gözden geçirilerek, yeniden düzenlenmesi ya da revize edilmesi.


Eko-Endüstriyel Park içi kaynaklar;

• İşletmeler ile Park içinde yer alan Ar-Ge merkezi ve araştırma kurumları arasındaki etkileşim ve bilgi paylaşımı,

• Kalifiye iş gücünün Eko-Endüstriyel Park içinde hareketliliği,

• Park odaklı ya da park ortamlı girişimlerle sağlanacak eğitim ve diğer beceri gelişim etkinlikleri,

• Park odaklı çalışan teknoloji transfer birimleri, vb. kuruluşlar ile işletmeler arasında teknoloji geliştirme, Endüstriyel Simbiyoz olanaklarının belirlenmesi, denenmesi ve sertifikasyon gibi bağlantılar kurulması,

• Makine ve ürün tasarımı gibi teknolojik gelişmelerin izlenmesini gerektiren konularda park bazlı kurumlar arasında işbirliğinin sağlanması,

• Park içerisinde yer alan işletmeler ve müşteriler arasındaki bağlantılar.


Park dışı kaynaklar;

• Müşteriler, tedarikçiler ve ilgili diğer iş çevreleri,

• Endüstriyel simbiyoz uygulamaları için gereken makineler, teçhizat ve diğer kaynaklar,

• Eko-Endüstriyel park dışında yer alan araştırma kurumları, enstitüler, vb. ile işbirliği,

• Dışardan sağlanan eğitim ve uzmanlık,

• Park dışı işletme ve Eko-Endüstriyel Park ziyaretleri (Anbumozhi vd., 2013).


Bir Eko-Endüstriyel Parkın Başarısını Etkileyen Faktörler

Farklı faktörlerin Eko-Endüstriyel Parkların performansları üzerinde etkisi vardır. Simbiyotik ilişkiler kurarken ortaya çıkabilecek engeller şöyle sıralanabilir:

• Teknolojik engeller,

• Ekonomik engeller,

• Bilgiye ulaşım bazlı engeller,

• Organizasyonel engeller,

• Mevzuat engelleri (Saikku, 2006).

 

Gibbs ve Deutz (2004)’un ABD’deki Eko-Endüstriyel parklar üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre coğrafi yakınlık, bölgenin ekonomik gelişmişlik düzeyi, sektörel çeşitlilik, işletmeler arasındaki maddesel değişim ve akışların yeterli ve uyumlu olması Eko-Endüstriyel Parkların başarısını belirleyen önemli faktörler arasındadır. Gizlilik ve güven, katılım ve bağlılık başarılı bir Eko-Park için gereken diğer önemli faktörlerdendir.

Gizlilik ve güven fikirlerin ve deneyimlerin serbestçe paylaşımını sağlar. Paylaşılan değerler ve organizasyon kültürü çeşitli olası sorunları önleyebilir. İşletmeler ile Park yönetimi arasındaki güven iş birliği, yüz yüze iletişim ve düzenli toplantılar, vb. sosyal iletişim yöntemleriyle arttırılabilir. Güven üzerine kurulu böylesi bir işleyiş diğer türlü tarafların birbirinden gizleyebileceği çeşitli olanakların paylaşımı yoluyla yeni olanaklara ve tasarruf ile kazançlara yol açabilir.

Bilgi ve beceri başarılı bir Eko-Endüstriyel Park uygulaması için gereken diğer bir faktördür. Kamu ya da özel sektör bazlı bir aracı kurum, konsorsiyum ya da ara yüz bilgi ve beceri paylaşımının daha hızlı ve etkin ilerlemesini sağlayabilir. İşletmelerin bilgi, işbirliği, ekonomik fayda, vb. ile sürdürülebilirlik çalışmaları arasındaki neden sonuç ilişkisine yönelik bilgi ve kapasitesinin artırılması işletme içi olası pek çok direnç ve engelin aşılmasında çok önemlidir. Bu nedenle, işletme içinde bilgi ve kapasiteyi artırmak için eğitimler düzenlenmelidir. Bilgi akışı ve bilginin verimli kullanımı ancak kurumsallaşmış işbirlikleri ile geliştirilebilir.

Vizyon Eko-Endüstriyel Parkların başarısı için gerekli olan faktörlerden bir diğeridir. Eko-Endüstriyel Parkın amaç ve hedefleri konusunda net bir vizyona sahip olunmalıdır. İşletmeler bu tür bir işbirliğinden ne beklediklerini bilmeli ve diğer işletmelerin motivasyon kaynaklarını da anlamalıdır (Saikku, 2006). Eko-Parkların başarısı için gereken faktörler Tablo 1’de özetlenmiştir.

Eko Endüstriyel Park Örnekleri

İlham Kaynağı: Kalundborg, Danimarka Endüstriyel Simbiyoz modeli tam anlamıyla ilk defa Kalundborg, Danimarka’daki Eko-Endüstriyel parkda uygulanmıştır. Kalundborg’daki ana ortaklar (petrol rafinerisi, alçı plak tesisi, güç santrali, Kalundborg belediyesi) arasında yeraltı suyu, atık su, buhar ve elektriğin yanı sıra çeşitli diğer atık/artıkların değişimi söz konusu olmuştur

(Şekil 3). Bu uygulama kapsamında yılda ortalama 2,9 milyon ton madde değişimi gerçekleştirilmiş, su tüketimi %25 azaltılmış ve 5000 konut atık ısı ile işletilen merkezi ısıtmadan yararlanmıştır. Bu birliktelik çevresel ve ekonomik verimliliği ciddi bir şekilde artırmış ve aynı zamanda yeni istihdam olanakları, teknolojik iyileşme, atık yönetimi maliyetlerinde ciddi bir azalma, önemli bir bilgi birikim ve paylaşımı gibi faydalar da sağlamıştır.

 

Kymenlaaksı, Finlandiya- Orman endüstrisinden bir örnek

Bu uygulamada, Kymi entegre kağıt üretim tesisine ek olarak, üç kimyasal madde üretim tesisi, bir enerji üretim tesisi, bir su ve bir atık su arıtma tesisi ile bir katı atık depo sahası yer almıştır. Bu işletme ve tesisler arasındaki maddesel değişimler Şekil 4’te verilmiştir (Sokka, 2011).

Styria, Austria

Avusturya’nın 1,2 milyon nüfüsa sahip Styria bölgesinde gerçekleştirilen bu uygulama kendi kendine gelişen Eko- Endüstriyel Parklara iyi bir örnek oluşturmaktadır. Parkta elliden fazla işletme arasında maddesel değişim söz konusudur. Bu işletmeler tarım, gıda, kağıt, kumaş, enerji, metal işleme, yapı malzemeleri, ahşap ve çeşitli atık işleme ve dağıtım sektörlerinde faaliyet göstermektedir. İşletmeler arası değişimi yapılan yan ürünler (atıklar) arasında kağıt, alçıtaşı, hurda demir, kullanılmış yağ, araba lastiği, vb. yer almaktadır. Bu uygulamayı tetikleyen en önemli parametreler arasında işletme maliyetlerindeki azalma, yan ürünlerden elde edilen gelirler ve katı atık depolama masraflarındaki azalma belirtilmektedir (Saikku, 2006). Bu çalışmayla yılda 49,000 ton kül, 34,000 ton alçı taşı, 200,000 ton çelik cürufu, 310 ton tekstil atığı, 5,500 ton lastik ve lastik atığı azaltılmış, 15,600 ton hurda kağıt ve karton geri kazanılmıştır (Chertow, 2000)

 

Roterdam, Hollanda

1992 yılında Roterdam limanının batısında 10,000 hektarlık alanda bir Endüstriyel Ekosistem projesi başlatılmıştır. Projenin başlatılma nedeni Europort/Botlek Interests ile ağırlıklı olarak kimya sektöründe yer alan diğer 30’dan fazla endüstriyel kuruluşun çevre yönetim sistemlerini geliştirme ve kalkınmayı destekleme çabaları olarak belirtilmiştir. Proje ekibi üyeleri arasında endüstriyel kuruluş temsilcileri, çevre yönetim sistemi sorumlusu, iletişim platformu başkanı, bir danışman ve üniversite araştırmacıları yer almıştır. Isı ve su başta olmak üzere, çeşitli yan ürünler işletmeler arasında simbiyotik olarak değiştirilmiştir. Önemli kazanımlar arasında 17 tesisin ortak hava kompresörü kullanmaya başlaması ile önemli enerji tasarrufu, diğer bazı yardımcı tesisler, endüstriyel su sistemleri, vb.nin ortak kullanımı ile tüm bu uygulamalar kaynaklı çevresel ve ekonomik kazanımlar sayılabilir (Saikku, 2006). Bu projede ortak hava kompresörü ile enerji kullanımı %20; su değişimleri ile toplam su kullanımı %10 azalmıştır. Yıllık CO2, ve NOx emisyonu sırasıyla 4,150 ve 225,7 ton azalmıştır (Onita, 2006).

 

Uimaharju, Finlandiya

Uimaharju Endüstriyel Parkı Finlandiya’nın batısında yer alan Eno bölgesinde kurulmuştur. 500’den fazla çalışanın bulunduğu bu Eko-Endüstriyel park kendiliğinden gelişmiştir. Ana aktörler Stora Enso orman ürünleri işletmesi, Enocell Oy kağıt hamuru fabrikası ve Stora Enso Timber/ Uimaharju kereste fabrikasıdır. Bunun dışında Parkta bir atık kül depolama tesisi, ısı ve güç tesisleri, bir endüstriyel gaz tesi si ve bir atık su arıtma tesisi bulunmaktadır. Geliştirilen uygulamalar sonucu bu işletmeler arasında atık ısı, buhar, güç, talaş, ağaç kabuğu, kül, kağıt hamuru üretimi kaynaklı kimyasalların değişimi yapılmaktadır. Bu uygulamalar sonucu endüstriyel sistem çeşitlenmiş, kapalı madde ve enerji döngüleri artmıştır (Saikku, 2006). Uygulama sonucunda, 1 ton kağıt hamuru başına üretilen CO2 emisyonu 217 kg’dan 150 kg‘a düşmüştür.

İşletmelerin Endüstriyel Simbiyoz Uygulamalarında Yer Almalarını Etkileyen Faktörler

İşletmelerin diğer işletmelerde bilinçli olarak, tercihlerini ve işletme performanslarını etkileyecek bağlantılar içinde olmaları farklı nedenlere bağlanabilir. İşletmelerin bir Endüstriyel Simbiyoz ağına katılmalarının iki temel nedeni vardır; ilk neden dışarıdan gelen kurumsal baskılar, ikinci neden de işletmelerin Endüstriyel Simbiyoz ile çevresel, ekonomik, rekabetçilik bazlı, vd. faydalar elde etmeleridir. Bu bölümde bu faktörler kısaca açıklanmıştır. İşletmelerin bir Endüstriyel Simbiyoz ağına katılma sürecinde bu faktörler tek başlarına değil, bunların bir bileşimi etkili olmaktadır. Ayrıca, yapılan izleme çalışmaları sonucu, işletmelerin bu faktörlere verdikleri göreceli önemin Endüstriyel Simbiyoz ağına katıldıktan sonra değişebildiği ortaya çıkmıştır.

Kurumsal Baskı

İşletmelerin Endüstriyel Simbiyoz ağına katılma kararını etkileyen önemli bir faktör kurumsal baskılarla ilgilidir. Bir işletme çevre konusunda uymak zorunda olduğu yasal mevzuatın gerekliliklerini yerine getirmek için diğer işletme ve kurumlarla bağlantılar kurarak, atık değişiminde bulunabilir. Diğer bir deyişle, Endüstriyel Simbiyoz uygulamalarında kurumsal baskının temelini çevre mevzuatı oluşturur. Kalundbork, Danimarka örneğinde olduğu gibi çevre mevzuatlarının simbiyotik ilişkilerin geliştirilmesinde tetikleyici bir rolü vardır. Mevzuat ya da mevzuat uygulamalarının katı olmadığı ülkelerde böylesi bir itici güçten söz edebilmek olası değildir. Bu nedenle, Endüstriyel Simbiyoz ağlarının işletmeler tarafından ilgi ve talep görebilmesi için gereken önemli nedenlerden birisi uygun yasal düzenlemelerdir. Bu tür düzenlemelere örnek olarak katı atık depolama tesisleri için uygulanacak vergiler, farklı enerji türlerinin kullanımı için farklılaştırılmış vergiler, vb. gösterilebilir.

 

Kritik Kaynaklara Ulaşım

İşletmeleri Endüstriyel Simbiyoz ağlarına dahil olmada motive edecek başka bir neden de bu alanda rekabetçi ayrıcalıklar kazanmasıdır. İşletmeler rekabetçi ayrıcalıklar kazanabilmek için uzmanlık gerektiren, yenilikçi, vb. ürün ve/veya hizmetler geliştirebilmelidir. İşletmelerin ürün ya da hizmetlerini geliştirmek için kullandıkları hammadde ya da girdiler konusunda diğer işletmelere ya da tedarikçilere olan bağımlılıklarını azaltmaları, dolayısıyla daha esnek bir işleyişe sahip olabilmeleri, sağlayacağı mali avantajlar nedeniyle işletmelere rekabet avantajları getirmektedir. Özellikle kritik (pahalı, zor bulunan, ithal kaynaklara dayalı, vb.) kaynaklar için sağlanacak rekabet avantajı daha da yüksek olmaktadır.

 

Maliyetin Düşürülmesi ve Verimlilik

İşletmelerin pazarda rekabetçilik avantajı sağlayabilmelerinin bir diğer yolu, kritik kaynaklara ulaşımın yanı sıra, maliyet azalmasını sağlayacak ve verimliliği arttıracak Endüstriyel Simbiyoz ilişkileri kurmalarıdır. Öncelikle, Endüstriyel Simbiyoz işletmelerin daha ucuz fiyatta hammadde elde etmelerine olanak sağlayarak, doğrudan tasarruf sağlar. Çünkü Endüstriyel Simbiyoz ağında yer alan işletmeler arasında atık ve yan ürünlerin değerlendirilmesi, piyasadan satın alınarak kullanılan yeni hammadde temininden daha ucuzdur. Bu yaklaşım enerji için de geçerlidir. Ayrıca, Endüstriyel Simbiyoz ağlarının temeli olan kaynakların verimli kullanımı prensibi aynı zamanda da atık yönetim maliyetlerini de önemli ölçüde azaltmaktadır.


Organizasyonlar Arası Öğrenme

Organizasyonlar arası öğrenme, işletmelerin Endüstriyel Simbiyoz ağlarına katılma kararında etkili olan diğer bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilgi işletmelerin rekabetçiliklerini geliştirmelerine olanak tanırken, işletmeler kurdukları simbiyotik ilişkiler çerçevesinde oluşturacakları yeni işbirlikleri ile yeni kapasiteler de geliştirebilir (Starlander, 2003).

 

Eko-Endüstriyel Parklar ve Kalkınma

İşletmeler arası işbirliğinin artmasına yol açan Eko-Endüstriyel Parkların bölgesel kalkınmaya olan olumlu etkisi yapılan çeşitli çalışmalar ile gözler önüne serilmiştir. Örneğin, AB Bölgesel Kalkınma Genel Müdürlüğü yayınlarında Endüstriyel Simbiyoz uygulamalarını önemli birer eko-inovasyon örneği ve sürdürülebilirlik aracı olarak belirtmekte, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu tarafından desteklenen Endüstriyel Simbiyoz projelerine yer vermektedir. Avrupa Kalkınma Ajansları Birliği Endüstriyel Simbiyoz kavramının işletmelerde düşük karbon ekonomisi ve kaynak verimliliğini sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı hayata geçirmek konularında çok önemli bir araç olduğu vurgulanmaktadır. Çinli işletmelerin uluslararası rekabette yaşadığı en önemli engelin "yeşil engeller”olduğu, bunların aşılabilmesi için Çinli işletmelerin ekonomik performanslarına ek olarak çevresel performanslarını da arttırmak konusunda önemli çabalar sarf ettikleri bilinmektedir. Son dönemde Eko-Endüstriyel Kalkınma çabalarına hız veren Çin’deki işletmelerin ekonomik ve çevresel performansını paralel olarak geliştirmekte olduğu ve uluslararası rekabet konusunda önemli bir yeterlilik sağladığı bilinmektedir.

Çevre sorunları ile mücadelenin bir yolu da endüstrinin doğal sistemlerden örnek alarak "endüstriyel ekosistemler” oluşturması ve birbirinden karşılıklı fayda sağlamasıdır. Kalkınma çabalarının doğal kaynaklar ve çevre üzerindeki baskısının azaltılması, üretim maliyetlerinin azaltılması, atık yönetimine ayrılan kaynakların farklı alanlara yönlendirilebilmesi, yeni istihdam alanlarının yaratılması, vb. Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımının bölgesel kalkınmaya sağladığı katkılar arasında sayılabilir.

Birçok araştırmacı Endüstriyel Simbiyozu, hem ekonomik kalkınmayı destekleyen hem de çevre yönetmeliklerini uygulayan, sektörel arabulucuk yapan, potansiyel bir sinerji alanı olarak tanımlamaktadır (Gibbs vd., 2005).

Bölgesel kalkınma ve Endüstriyel Simbiyoz alanında son yıllarda yapılan çalışmaların önemli çıktıları şöyle özetlenebilir:

• Bölgesel kalkınma çalışmaları çevresel konularda sürekli olarak artan bir baskı ile karşı karşıyadır.

• Sürdürülebilir kalkınma ve ekolojik modernizasyon bölgesel ekonomik politika ve stratejilerde gittikçe daha fazla yer almaktadır. Bunların hayata geçirilmesi için somut araçlara gereksinim vardır.

• Endüstriyel Simbiyoz bölgesel özellikleri göz önünde bulundurarak, hem çevresel hem de ekonomik faydalar sağlama potansiyeli olan ve bu baskıyı azaltmada kullanılabilecek önemli bir araçtır.

• Endüstriyel Simbiyoz kavramının bir uygulaması olan Eko-Endüstriyel Kalkınma ekonomik, toplumsal ve çevresel avantajları entegre eden ve dünyada pek çok somut uygulamaya konu olmuş bir yaklaşımdır.


• Endüstriyel Simbiyoz kavramı/uygulamaları:

Endüstriyel yan ürünleri geri kazanmaya yönelik olarak madde ve enerji değişimine odaklanan ve gelişmekte olan bir ekonomik etkinliktir.

Çevresel olduğu kadar bir ekonomik kalkınma aracıdır.

Hem bölgesel hem de ulusal ölçekte kaynak verimliliğisağlama, katma değer yaratma, yeni istihdam alanları açma, çevresel kalite, çalışma koşulları ve halk sağlığını geliştirme, rekabet avantajı sağlama, mevzuata uyumunu kolaylaştırma, vd. alanlarda önemli olanaklar sağlamaktadır.

Bölgesel kalkınma için çok önemli bir yaklaşım olan kümelenme yaklaşımının çevresel yönü ağırlıklı bir versiyonudur.

Doğal hammaddeleri işletmeler arası atık değişimleri ile ikame ettiğinden, sanayiciye sadece atıkların azaltılması bazında değil, hammadde temini, fiyat dalgalanmaları, vb.den korunma bazında da avantaj sağlar.

Sadece maddesel değişim ile sınırlı değildir. Kaynakların, personelin, altyapının ortak kullanımı, vb. nin yanı sıra farklı tematik uygulama örnekleri (yenilenebilir enerji, yeşil binalar, yeşil ürünler, çevre teknolojileri, vb.) de vardır.

Her durumda kullanılabilecek bir ’sihirli araç’ değildir. Bölgesel, ekonomik, sektörel, vb. diğer özellikler çerçevesinde her bir uygulama için özel olarak değerlendirilmelidir (Demirer, 2013).

Endüstriyel Simbiyoz yaklaşımı ile elde edilen ve kalkınma çabalarını destekleyen ekonomik, çevresel ve toplumsal faydalar ise şöyle özetlenebilir:

• Bir endüstrinin atığı diğeri için kaynak teşkil eder. Dolayısıyla, doğal kaynak kullanımı ve bunla ilgili diğer tüm maliyet (enerji, işleme, rafinasyon, nakliye, vd.) ile çevresel emisyonlar azalır.

• Atık bertaraf maliyetleri azalır.

 

Atıklardan katma değerli ürünler elde edilir.

• Azaltılmış emisyonlar endüstri ve yerleşim yerlerini birbirinden ayırma gerekliliğini azaltır.

Endüstriyel Simbiyoz ağlarına katılan işletmelerde çevresel ve ekonomik kazanımlara ek olarak, işçi sağlığı ve işyeri güvenliği konularında önemli kazanımlar sağlanır.

Endüstriyel Simbiyozun İklim Değişikliği ile Mücadeledeki Rolü

Araştırmalar yerkürenin ısınmakta ve iklimin değişmekte olduğunu kanıtlamaktadır. Küresel ısınma deniz seviyesinin yükselmesi, artan yağışlar, kar örtüsünün azalması, okyanus asidifikasyonu gibi birçok diğer iklim değişiklikleri ve etkileri ile yakından ilintilidir. Bu ısınmanın nedeni olarak insan etkinlikleri, özellikle fosil yakıtların kullanımından doğan sera gazı emisyonları gösterilmiştir (NRC, 2010). Fosil yakıtların yanması sonucunda oluşan CO2 emisyonları araştırmacılar, uzmanlar ve politikacılar için büyük bir kaygı oluşturmaktadır. Uluslararası düzeyde 2008-2012 yıllarında sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedefleyen Kyoto Protokolü’nü birçok ülke onaylamıştır. Kısa zaman önce, Avrupa Birliği 2020 yılına kadar enerji verimliliğini %20 artırma, %20 yenilenebilir enerji kullanımına geçiş ve sera gazı emisyonlarını %20 azaltma amacıyla üye ülkeler için yeni (20/20/20 amaçları) yönetmelikler çıkarmıştır. Sonuç olarak, AB ülkeleri fosil yakıt kullanımını azaltmak ve enerji verimliliğini desteklemek için önlemler ve teşvikler geliştirmişlerdir. Enerji kullanımının yoğun olduğu endüstrilerde CO2 salınımını azaltmak için emisyon ticareti de uygulanmaktadır Ancak, Kopenhag’da gerçekleştirilen iklim zirvesi örneğinde olduğu gibi sera gazı emisyonlarını küresel ölçekte azatmaya yönelik önlemler üzerinde genel bir anlaşma sağlanamamaktadır (Block vd., 2011).

Araştırmalar Endüstriyel Simbiyoz uygulamasının sera gazı salınımlarını azaltmaya yönelik birçok yararları olduğunu ortaya koymuştur. Harris (2007)’in yaptığı araştırmada, 15 Endüstriyel Park incelenmiştir. Bunlar arasında yer alan dört Eko-Endüstriyel Parkta (Kwinana Endüstriyel Parkı, Avustralya; Forth Valley, İskoçya; Kalundbork, Danimarka ve Map Ta Phut, Tayland) sağlanan sera gazı emisyon azaltımı detaylı olarak raporlanmıştır. İncelenen bu dört parktan biri olan Kwinana Endüstriyel Parkına (KEP) ilişkin kimi bulgular şöyledir: KEP Batı Avustralya’nın, 120 km2 alana sahip, yıllık 4,3 milyar dolar ekonomik çıktısı olan en büyük endüstriyel bölgesidir.

Ağır endüstrilerin yoğunlukta olduğu bu bölge enerji ve madde akışı yönünden incelenmiş ve "Kwinana Endüstrileri Sinerji” projesi başlatılmıştır. 47 simbiyoz uygulamasının yer aldığı bu bölgede, sera gazı azaltımı ve enerji ile ilgili bazı örnekler aşağıda özetlenmiştir.

• Birleştirilmiş (kombine) ısı ve güç santralleri (CHP): Kwinana’da iki ısı ve güç santrali mevcuttur. 116 MW güce sahip olan ve BP petrol rafinerisinin bünyesinde yapılan CHP santrali, rafinerinin tüm buhar ihtiyacını karşılamakta ve BP için elektrik üretmekte ve aynı zamanda enerji şebekesi artan doğal gazdan faydalanmaktadır. Bu yöntemle, bölgede CO2 üretimi yılda 170,000 ton azaltılmıştır.

• Alüminyum dioksit ve gaz üreticisine karbon dioksit sağlayan kimya tesisi: Bu simbiyotik ilişkide yer alan ve alüminyum dioksit üreten Alcoa işletmesi, boksit artıklarındaki alkaliniteyi nötralize etmek için CO2 kullanmaktadır. Kullanılan bu CO2 bölgede bulunan diğer bir işletmenin atığı olarak borularla Alcao fabrikasına ulaşmakta ve böylece CO2 emisyonu yılda en az 70,000 ton azalmaktadır.

• HiSmelt Demir Tesisi: HiSmelt tesisi daha basit ve esnek demir üretimini sağlayan doğrudan dökme teknolojisini ticari ölçekte ilk kullanan işletmedir. Kok fırınları ve cüruf tesisinde yüksek fırın kullanarak CO2, NOx ve SOx salınımında sırasıyla %20, %40 ve %90 azalma sağlanmıştır.

Tablo 2’de özetlendiği gibi Kwinana Endüstriyel Simbiyoz uygulamasında taşıma/transfer uygulamaları da dahil olmak üzere yılda 464 ton CO2 emisyon azalımı sağlanabilmektedir.

 

Kaynakça

Anbumozhi V, Thangavelu SM, Visvanathan C, 2013. Eco- Industrial Clusters: a prototype training manual, Asian Development Bank Institute.

Block C, Van Praet B, Windels T, Vermeulen I, Dangreau G, Overmeire A, D’Hooge E, Maes T, Van Eetvelde G, and Vandecasteele C, 2011. Toward a Carbon DioxideNeutral Industrial Park.

A Case Study, Journal of Industrial Ecology, Vol.15 (4 ), 584-596.

Chertow MR, 2000. INDUSTRIAL SYMBIOSIS: Literature and Taxonomy. Annual Review of Energy and the Environment, Vol. 25(1), 13–337.

Demirer GN, 2011. Endüstriyel Simbiyoz Kavramı ve Uygulama Örnekleri”, İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi Bilgilendirme Toplantı ve Çalıştayı, TTGV, 22 Eylül 2011, Adana; 1 Aralık 2011, Mersin, 7 Mart 2012, Ceyhan. Demirer GN, 2013. Bölgesel Kalkınma Açısından Endüstriyel Simbiyoz Yaklaşımı, Kalkınma Ajansları ve Bölge Planları için Endüstriyel Simbiyoz Çalıştayı, Kalkınma Bakanlığı, TTGV, 31 Ocak – 1 Şubat 2013, Ankara.

Demirer G.N., 2014. Kimya Sektörünün Kaynak Verimliliği ve Çevresel Sürdürülebilirlik Alanlarındaki Ar-Ge İhtiyaçları Raporu, "Yeşil Üretim Temiz Gelecek” Projesi, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB), Nanobiz Ltd.Şti., ODTÜ, Mayıs 2014, Ankara.

Diwekar U, 2005. Green process design, industrial ecology, and sustainability: A systems analysis perspective,Resources, Conservation and Recycling,Vol. 44, 215-235.

European Commission, 2014. Report on the Results of the Public Consultation on the Green Action Plan for SMEs, 18 March 2014, Enterprise and Industry Directorate-General, SMEs and Entrepreneurship.

Gibbs, D and Deutz P, 2004. Implementing industrial ecology? Planning for eco-industrial parks in the USA, Geoforum 36 (4), 452–464.

Gibbs D, Deutz P, and Proctor A, 2005.Industrial Ecology and Eco-industrial Development: A Potential Paradigm for Local andRegional Development?Regional Studies, Vol. 39.2 171–183.

Gibbs D ve Deutz P, 2007. Reflections on implementing industrial ecology through ecoindustrial park development. Journal of Cleaner Production, Vol. 15(17), sayfa. 1683- 1695.

Harper EM, Graedel TE, 2004. Industrial ecology: a teenager’s progress, Technology in Society, Vol. 26, 433- 445.

Harris S, 2007. The Potential Role of Industrial Symbiosis in Combating Global Warming, International Conference on Climate Change, 29-31 Mayıs, Hong Kong.

Isenmann R, 2010. ICT for Environmntal Sustainability concerning Key Area: "Industrial Ecology”, Fraunhofer Institute for Systems and Innovation Research, Karlsruhe (ISI).

Massard G, Jacquat O, Wagner L, Zürcher D, 2012. International survey on eco-innovation parks - Learning’s from experiences on the spatial dimension of eco-innovation, Bundesamt für Umwelt BAFU, Swiss Confederation, 295 sayfa.

NRC, 2010. Advancing the Science of Climate Change, National Research Council. The National Academies Press, Washington, DC, USA.

Onita J.A., 2006. How does industrial symbiosıs influence environmental performance?, Yüksek Lisans Tezi, Linköpings Üniversitesi, İsveç.

Saikku L., 2006. Eco-Industrial Parks, A background report for the eco-industrial park project at Rantasalmi. Sokka L, Pakarinen S, Melanen M, 2011. Industrial symbiosis contributing to more sustainable energy use – an example from the forest industry in Kymenlaakso, Finland, Journal of Cleaner Production 19, 285–293.

Starlander JE, 2003. Industrial Symbiosis: A Closer Look on Organisational Factors A study based on the Industrial Symbiosis project in Landskrona, Sweden, Yüksek Lisans Tezi, Lund Üniversitesi, İsveç.

Wolf A, 2007. Industrial Symbiosis in The Swedish Forest Industry, Doktora Tezi, Linköping Teknoloji Enstitüsü, İsveç.